in

Av. Serra Bozarslan:Savunmanın sınırı yoktur ve herkesin savunulmaya hakkı vardır

Hikayemizin bu durağında yönümüzü farklı bir noktaya çekmek istedik. Adaletin terazisi her zaman dengede midir bilemiyoruz ama merak ettiğimiz sorular terazisi bizler için hep dengede oldu ☺ Bir dönem Demirören Medya’nın da avukatlığını yapmış, şimdilerde 2018’de kurduğu “Bozarslan Yılmaz Hukuk Bürosu” ile hizmet veren kıymetli hukukçu Serra Bozarslan ile buluştuk. Gündeme dair, hukuka, mesleğe dair her şeyi sormaya çalıştık. Kendisi de tüm içtenliği ile yanıtladı.

Başarıyla yaptığı avukatlık mesleği dışında sosyal yönü zengin, sosyal sorumluluk çalışmaları da hayli kadar fazla bir kadınla buluştuk.  Her okuyanın kendisine farklı cevaplar alacağı, yer yer şaşırtıcı yer yer dobra yer yer ise eğlenceli bir sohbet oldu.


Hadi o halde, sizleri Serra Hanım ile baş başa bırakayım ☺

Ferit ÖMEROĞLU/ ÖZEL HABER  

[email protected]

“2018’de kurduğumuz Bozarslan Yılmaz hukuk bürosu kariyerimde dönüm noktalarından birisi oldu”

Ferit Ömeroğlu: Kişisel olarak sizi tanımak istiyoruz. Nerede, nasıl bir ailede ve sosyal çevrede doğdunuz, büyüdünüz, eğitim hayatınız nasıldı, büyüdüğünüz yer, çevre ve eğitim hayatınızın Serra Bozarslan olmanızdaki etkisi nedir? Ayrıca 2018’de mesleğinizde serbest olarak devam etme kararı aldığınızı görüyoruz. Biraz bundan da bahsedebilir misiniz?

Serra Bozarslan: İstanbul’da büyüdüm. Annemin babası (dedem) siyah beyaz filmlerin kötü adamı olarak bilinen Ahmet Tarık Tekçe. Galatasaray Liseli. Sayın Türker İnanoğlu ile kendi filminin galasına giderken trafik kazasında çok erken yaşta vefat etmiş. Büyük büyük babam Ağır Ceza Reisiymiş. Ben de ailenin ikinci hukukçusuyum. Babamın babası (Büyük babam) İstanbul Üniversitesi Ekonomi mezunu olup, gerek kurumsal gerek ticari hayatta faaliyetleri olan dünya tatlısı bir adamdı. Kendisini üniversite yıllarımda okurken kaybettik. Anne tarafım da baba tarafım da eğitime son derece önem veren, eğitimli kültürlü bireylerdir, bu nedenle kendimi her zaman şanslı hissetmişimdir. Her zaman geniş ve kaliteli bir çevrem, güzel dostlarım, bana can yoldaşı olan kedi ve köpeklerim ve arkamda beni çok seven bir ailem vardı. Bununla beraber okul hayatım boyunca hem sosyal hem de çalışkan bir öğrenci idim. Bir tane kız kardeşim var. Hayattaki en yakın arkadaşım, dostumdur.

Çalışmanın ve ekonomik özgürlüğü elde etmenin, kendi ayakları üzerinde durmanın öneminin farkındalığı, bilinci ile yetiştirildim. İstek Özel Semiha Şakir Lisesinden sonra Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesinde eğitimimi tamamladım, sonra Gültekin Hukuk Bürosu’nda stajyer avukat olarak mesleğime başladım. Ardından Gültekin Hukuk Bürosunda Sayın Avukat Müjdat Gültekin ve ekibiyle çalışmaya devam ettim. Gültekin Hukuk Bürosunun hizmet verdiği Milliyet ve Vatan Gazetelerinde rahmetli Sayın Erdoğan Demirören ve ekibiyle 4 sene çalıştım. Bunun öncesinde de yine Gültekin Hukuk Bürosunda çeşitli firmalara danışmanlık verdiğim zamanlar oldu. Gayrimenkul, şirketler, ticaret, iş, basın iş, aile hukuku bu süreçte en çok ilgilendiğim ve keyifle çalıştığım alanlar oldu diyebilirim.

Şimdi ortağım Elif Göksel Yılmaz ile 2018 yılında kurduğumuz Bozarslan Yılmaz Hukuk Bürosunda da dava takibi ve danışmanlık alanındaki on yılı aşkın tecrübelerimizi müvekkillerimiz ile buluşturuyoruz. Güncel bir bakış açısıyla, dinamik ve sonuç odaklı çözümler üretip müvekkillerimizi işin her aşamasında bilgilendirerek hizmet sunmayı en temel prensibimiz olarak kabul ediyoruz. İkimizin birbirimizden farklı deneyimlerinin olmuş olması çok farklı sektörlerden bir portföyümüz oluşmasına yol açtı bu çeşitlilik nedeniyle açıkçası mesleğimin çok verimli ve keyifli bir döneminde olduğumu düşünüyorum, o yüzden de kariyer anlamında 2018 yılı benim için dönüm noktasıdır diyebilirim.

İdealist olan her birey kendi içinde bir değişim hayali taşır aslında. Şayet sizler içinde böyleyse neyi değiştirdiğinizi düşünüyorsunuz bugüne kadar? Ve neyi değiştirmek istersiniz gelecekte?

Oldukça idealist, sorumluluk sahibi ancak stabil bir yapım var. Bu yapımdan bağımsız olarak Heraklitos’un “değişmeyen tek şeyin değişimin kendisi olduğu” şeklindeki felsefesini benimserim. Hayatta her şey her an değişim içinde. Geçen seneki Serra ile şimdiki Serra dahi aynı değil. Hiçbir şeye hiç kimseye tırnak geçirmemek hayatımızdaki en büyük sınavlardan biri. Kendimizin dahi değiştiği bir dünyada hayatımızdaki objelerin, insanların değişmesine izin vermek hayatımızda bize yeni ve güzel bir alan açmaktadır. Bugüne kadar değiştirdiğim şey değişimi ve hayatın akışını kabullenme sınavlarım olmuştur. Hala kendimi bu yönde eğitmeye devam ediyorum.

“Hiçbir kar amacı gütmeden, şiddet mağduru kadın ve çocuklara yardımcı olmaya çalışıyoruz”

Sosyal farkındalık ve sosyal sorumluluk çalışmalarında aktif bir markanız var. Bunun işinizi ve başarılarınızı nasıl etkilediğini düşünüyorsunuz?

Hukuk dediğimiz alan tabi ki bilgi, çalışkanlık gerektiriyor ama bununla beraber sosyal ilişkiler, birtakım farkındalıklar ve paylaşım oldukça önemli. İnsan paylaştıkça, başkalarının hayatına güzel şeyler kattıkça besleniyor, gelişiyor, büyüyor. Yolda yürürken bana gözlerini diken karnı aç bir kediye sırt çeviremem. Nasılsa bakanlar vardır diyemem. Her zaman belki de O’nun son şansı benim derim. Sosyal sorumluluk denilen duygu bu güdülenme ile açığa çıkar. Kendi evde baktığım sahiplendiğim 1 köpeğim 3 kedim var. Ama neden bununla sınırlı olsun? İmkanım ve fırsatım olduğu sürece gücüm elverdiğince tüm canlılara yardım etmek isterim. Bu sebeple pek çok STK’da yer aldım. Büyük Kulüp Doğayla Dostluk Komitesini kurdum ve kendi ofisimi açana kadar başkanlık yaptım. Bu bakış açım işimi de her zaman olumlu yönde etkilemiş ve empati duygumu pekiştirmiştir. Pek çok şirkete danışmanlık verdiğimiz Bozarslan Yılmaz Hukuk Bürosunun ortağıyım ve zamanımı iyi yönetmek zorundayım. Ancak buna rağmen Büro olarak STK’lara destek olmaya çalışıyor, sosyal sorumluluk projelerinde yer almaya gayret ediyoruz. Bununla beraber devletin durumu olmayan vatandaşlara atadığı kamu avukatlığını fırsat buldukça yapmaya ve mağdur kadınlarımıza destek olabilmek amacıyla adli yardım dosyaları alarak herhangi bir kar amacı gütmeden özellikle şiddet mağduru kadın ve çocuklara yardımcı olmaya çalışıyoruz.

2 şıklı bir sorum olacak.

  1. Davalarına baktığınız en tuhaf olay hangisiydi? Gelen her dosyada her müvekkilin yaşadığı olay kendi içinde değişik tecrübeleri barındırabiliyor. Ayırım yapamadım. Aslında örnek verebilirim ama meslek etiği ve avukat müvekkil gizliliği açısından paylaşmamam daha yerinde olur.
  2. Mesleği yaşarken karşılaştığınız en komik olay nedir? Bu soru müvekkilime ilişkin herhangi bir detay içermeyeceği için paylaşabilirim. Stajyerken Sulh Hukuk Mahkemesinde duruşmaya girecektim. Tecrübem oldukça azdı. Mübaşir duruşma öncesi ismimi okumamış, ben mahkeme kapısında beklerken duruşma içeride ben olmadan yapılmıştı. Kaçan duruşmayı önce karşı tarafın avukatını arayıp bulup ikna edip, sonra hakimin önüne getirerek hakimi kaçan duruşmayı yapması için ikna etmiştim. Böyle bir usul yok. Ama o zaman mahcup olup inat etmiştim. Telaştan Hakime Hanım’a da “yeniden duruşma yapabilir miyiz” diyecekken “efendim yeniden duruşabilir miyiz?” şeklinde bir soru sormuştum. Hukukta öyle bir ifade yok tabi. Tüm duruşma salonu gülmüştü. Sonra tekrar duruşmuştuk ?

“Savunmanın sınırı yoktur ve herkesin savunulmaya hakkı vardır”

Ben bu davaya asla bakmam dediğiniz bir suç türü var mı? Avukatların bu şekilde suç ve şüpheli seçmesi sizce doğru mu?

Ceza Hukuku benim çok sevdiğim, kendimi oyun oynarken hayal ettiğim bir alan. Benim için büyük bir yapbozun parçalarını birleştirmeye çalışmak gibi. Ancak kişisel tercihlerim sebebiyle cinsel suça ilişkin dosyalarda sanık müdafii olmamaya özen gösteriyorum. Avukatlar da kendi şahsi düşünce ve kanaatlerine sahip bireyler olduğuna göre avukatların da suç ve şüpheli seçmesine saygı duyuyorum. Kendimi içinde görmediğim ve iyi hissetmediğim bir alanda inanmadığım birini savunmak o suçun şüphelisi için de çok sağlıklı bir yargılama süreci ortaya çıkarmayacaktır, dolayısıyla da hakkaniyetli olmaz. Bu noktada belirtmek isterim ki savunmanın sınırı yoktur ve herkesin savunulmaya hakkı vardır. Bu benim sadece şahsi bir tercihimdir.

Savunma hakkının kutsallığının bir sınırı var mıdır Serra Bozarslan’a göre?

Yargılama makamının görevi, iddia ve savunmayı değerlendirerek sonuca ulaşmaktır. Savunma makamı olmazsa, yargılama makamına da ihtiyaç olmaz. Savunma bu anlamda bir kutsallıktan öte zorunluluktur. Hukuki görüşüm sınırı olmadığı yönünde. Herkes savunulmaya ihtiyaç duyar.

“Murat Ö.’nun avukatlığını yapmak kişisel tercihlerim ve etik değerlerimle örtüşmez fakat avukatlığını üstlenen meslektaşımıza da saygı ve hoşgörü ile yaklaşılmalıdır”

Hayvan sevginiz ve hayvan haklarına karşı fiili duruşunuzu bildiğimiz halde, avukat kimliğinize sığınarak sormak istiyorum. Papağana işkence yaptığı iddia edilen Murat Ö.’nun avukatlığını yapar mıydınız? Buradan yola çıkarsak hayvanlara karşı suçlar hâlâ eşyaya zarar olarak kanun tarafından görülüyor, bu kanunun değişmesi gerekir mi? (Böyle bir yasa çıkması gündemde bir süredir) ve hayvanlara yapılan bu işkence ve zararlar hangi kanun değişiklikleri ve önlemlerle engellenebilir?

Öncelikle belirtmek isterim ki savunma hakkı sınırsızdır ve suçu her ne olursa olsun herkesin savunulmaya ihtiyacı vardır. Murat Ö.’nun avukatlığını da mutlaka bir meslektaşım yapacaktır. Ancak herkesi olduğu gibi kabul eden ve yargılamayan bir yapıya sahip olmakla beraber bir canlıya, özellikle savunmasız, derdini anlatamayan, sana muhtaç bir canlıya zarar veren, işkence yapan kişinin avukatlığını yapmak benim yukarıda da bahsettiğim gibi kişisel tercihlerim ve etik değerlerimle örtüşmez. Bu benim kendi şahsi görüşümdür. Murat Ö’nun avukatına da son derece saygı duyulması gerektiğini ve hoşgörü ile yaklaşılması gerektiğini tekrar belirmek isterim.

Ülkemizdeki düzenlemeleri bu konuda yeterli bulduğumu söyleyemem. 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nu diğer ulusların mevzuatları ile karşılaştırdığımızda kat etmemiz gereken süreçler olduğu dikkati çekmektedir. Hayvanların hissedebilen varlıklar olarak kabul edilmesi ve hapis cezasının kanuna dahil edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Petshoplar’da hayvan satışının yasaklanması, denetimlerin sıkılaşması ve sıklaşması hayvan hakları ihlallerinde adli para cezasına çevrilmeyecek hapis cezalarının verilebilmesi ve hayvanların terkedilmesi halinde de hukuki yaptırım uygulanması ve caydırıcı idari para cezası uygulanması gibi atılabilecek belli başlı adımlar var.

Söz konusu düzenlemelerin eninde sonunda yasa koyucunun gündemine gireceğini ve hayvan hakları konusundaki eksikliğini çektiğimiz yasal düzenlemelerin giderileceğine inanıyorum. Bu nedenle, sorumlu vatandaşlar ve hayvan severler olarak bu konuyu her daim gündemde tutmalıyız.

Kadına yönelik ayrımcılık davalarında diğer davalardan farklı olarak nasıl davranmak, neye dikkat etmek gerekir? Avukat, hakim, savcı, müvekkil, kalem ile ilişkiler ve taktikler bakımından?

Sorudaki “ayrımcılıktan” kastınızın “kadına yönelik şiddet” olduğunu düşünüyorum. Diğer davalardan farklı olarak bu tarz dosyalarda anahtar kelime bence “empati”. Empati yapmanız ve özellikle mağdur kadının en az zararla süreci nasıl atlatacağı konusunda iyi bir strateji geliştirmeniz gerekiyor. Öncelikli hedefiniz her zaman mağdurun sağlığını, güvenliğini ve psikolojisini sağlama almak olmalı. Zarar verenin ceza alması veya tazminata hükmedilmesi gibi diğer konular mağdurun canından önce gelmemeli. Burada sizin mağduru savunabilmeniz için mağdurdan bilgi almanız onunla bir iletişim zemini kurabilmeniz bile çok vakit alabiliyor. İşte burada empati duygunuz devreye girmeli ve sabırla onun size güvenmesini bekleyerek ona hiçbir şekilde ayıplanmayacağını ve yargılanmayacağını hissettirip size açılmasını beklemelisiniz. Bu aslında avukat, hakim, savcı, kalem, polis, arkadaş veya aile yakınları olarak herkesi kapsayan bir durum. Gerekirse bir uzmandan destek alıp mağduru nasıl hayata döndürebiliriz, tramvasını atlatmasına nasıl yardımcı olabiliriz bunun yolunu aramak lazım. Psikolojik olarak sağlıklı bir müvekkil size dosyanızdaki en büyük yardımcıdır.

“Cinsiyet ayrımcılığı yönünden pek çok ülkeden çok daha ileri konumda olduğumuzu düşünüyorum”

Cinsiyet ayrımcılığında özellikle son yirmi-otuz yılda yasal olarak kat edilen gelişmeye rağmen, cinsiyet eşitliği bakımından beklenen yerde olduğumuzu düşünüyor musunuz?

Son derece geniş bir soru. Belki bunu söylemem bazı kesimler tarafından yanlış anlaşılabilir ama bir takım bağımsız araştırmalar üzerinden konuşmamız gerektiğinde cinsiyet ayrımcılığı yönünden pek çok ülkeden çok daha ileri konumda olduğumuzu düşünüyorum. Sizin de belirtmiş olduğunuz üzere çok yol kat edildiği aşikar. Cinsiyet ayrımcılığı dediğiniz konu kendi altında pek çok alt başlığı barındırıyor. Toplumsal kadın erkek eşitliği bakımından kat ettiğimiz ve kat edilmesi gereken yollar olduğu toplumun geniş bir kesiminde zaten kabul görmüş bir konu. Öte yandan çalışma hayatındaki cinsiyet ayrımcılığına baktığımız zaman burada Türkiye’nin, dünyanın birçok gelişmiş ülkesinden daha iyi bir noktada olduğunu görüyoruz. Örneğin Amerika’da aynı seviyede istihdam edilen kadın ve erkeklerin ücretleri arasındaki farkın Türkiye’ye göre daha fazla olduğu ve bu konunun Amerika’da neredeyse seçim kampanyalarına yansıyacak kadar kronikleşmiş bir sorun olduğunu biliyoruz. Bu nedenle bazı alt başlıklar bakımından beklenen yerde, bazı al başlıklar bakımından beklenen yerde olmadığımızı düşünüyorum.

Demirören Medya’da edindiğiniz tecrübeler ışığında basın ve hukuk terazisinde sizleri denge olarak gördüğümüzü farz ederseniz, basın tarafında olanlar neleri yapmamaya dikkat etmeli, hukukta basın hakları ve suçları kapsamında hangi düzenlemeler gelmeli sizce?

Gerçekten çok güzel bir soru.

Basın Kanunu’nunda aslında tüm konuyu özetleyen şöyle bir ifade vardır. “Basın Özgürdür. Bu özgürlük; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarını içerir” Yasa ile güvence altına alınan bu özgürlüğün kısıtlanması gazetecilik mesleğine ve Anayasa ile güvence altına alınan düşünce özgürlüğüne vurulacak en büyük darbe olacaktır. Çünkü burada hem haberi yayan basın mensubunun fikir hürriyeti hem de bir birey olarak haber alma hakkına sahip olan vatandaşın ifade özgürlüğü sınırlanacaktır. Hepimiz biliyoruz ki, bir toplum olarak yaşamanın en basit çözümü tüm bireylerin birbirlerinin hakkına saygı duymasından geçiyor. Basının “Basın Özgürlüğü”nden kaynaklanan bir özgürlüğü olduğu kadar haberi ileten taraf olmaktan kaynaklanan da bir sorumluluğu vardır. Buradaki özgürlük ve sorumluluk dengesi etik değerler ve vicdan gözetilerek kurulmalı ve çıkar çatışmalarından uzak tutulmalıdır. Bu temel ve basit kavramları günlük hayatımızda unutmaya veya göz ardı etmeye başladığınız an elinizdeki gücü yanlış kullanma ihtimaliniz de çok artıyor. Yeri geldiğinde basın mensuplarının beşeri duygularına teslim olmayacak kadar güçlü durmaları gerektiğini düşünüyorum.

Basın mensuplarının hakları aslında normal bir işçi işveren ilişkisinin çok üzerinde düzenlemelerle korunmaktadır. Ama bazen hakkın korunması yetmez. hakkın korunmasından faydalanabilmeniz için hakkınızın ne olduğunu bilmeniz gerekir. Bu hususa da bir cümle ile değinmek istedim.

Sizi stalklayınca insan merak ediyor. Hayvanları seviyorsunuz, bakıyorsunuz, besliyorsunuz fakat bu ilgi ve sevginizi fiili olarak STK projelerine destekle pekiştiriyorsunuz. Spor yapıyorsunuz evet ama bunu bir şekilde sosyal medya veya basın yoluyla önemi ve yapılması gerektiğini anlatmaya çalışıyorsunuz. Merakım şu: sizin için her sevgi, her hobi veya ilgi beraberinde sosyal sorumluluk şuuru mu sağlıyor?

Kesinlikle evet. Her şey paylaştıkça güzel. Belki o gün yaptığınız bir paylaşım birinin kalbine, hayatına dokunacak, birini motive edecek, birine bambaşka bir bakış açısı katacak. Bana iyi gelen hobilerimi etrafımdaki insanlara yayabilecek düzeye gelebilmek için uzmanlaşmak, eğitim almak, vakit ayırabiliyorsam lisanslı sporcu haline gelebilmek ve en önemlisi STK platformuna taşıyarak bu ilgi ve hobilerimden elde ettiğim mutluluğu insanlarla paylaşmaktan veya insanlara ulaştırmaktan mutluluk duyuyorum.

İlave sorum: Serra Hanım için uzaktan sevmekten ziyade sevgiyi yaşamanın, sevgiye ulaşmanın varış durağı olmadığı ve beraberinde sevginin mücadele gerektirdiği düşüncesini benimsiyor denebilir mi? ☺

Kesinlikle diyebiliriz ? Amaç aslında varış anı olmamalı, o amaca ulaşana kadarki süreç çok kıymetli ve şifalı.

Boks ile ilgilendiğinizi öğrendim. Sporun farklı branşlarına yöneliminiz var. Boksa ilginiz sanat olarak görmenizden mi, bir korunma iç güdüsü mü, stres yönetimi mi?

Hayatımın spor yapmadan geçen hiçbir dönemimi hatırlamıyorum. Babamın babası (Büyük babam) küçük yaşta beni sabah 06.00’da kaldırır, koşturur, sonrasında yüzme öğretmenim gelir, yüzme antrenmanımı yaptırırdı. Bir dönem wind surf yaptım. Lisans aldım ama devamını getiremedim. Bir dönem düzenli spor salonlarındaydım, bir dönem devamlı yüzüyordum, bir dönem kendimi koşu yarışlarında buldum. Uzun seneler böyle farklı spor branşlarını deneyerek geçti…Şu anda aktif olarak yoga ve pilates yanında Tayland Boksu adı verilen, Tayland’da ortaya çıkan ve özgün adı Muay Thai olan dövüş sporuyla ilgileniyorum. Dövüşlerde yumruk ve tekme vuruşlarının kullanılmasının yanı sıra, Muay Thai ruhunu tam manasıyla yansıtan, en sert yakın dövüş stili olarak Muay Thai’nin adını öne çıkartan diz, dirsek ve klinç teknikleri kullanılmaktadır. Bu spora olan ilgim, sevgim ve merakım başta korunma içgüdümden ileri geliyor. Mesleğimin getirdiği stresi atma ve kardiyo yapma boyutu ise benim için ekstra getirileri. Türkiye’de ilk, dünyada ise sayılı Muay Thai eğitmenlerinin başında gelen çok kıymetli hocam Ediz Aydın ile birlikte 4 ay içerisinde büyük yol kat ettik. Kendisine bu vesile ile bir kez daha teşekkür ederim.

Bir avukat olarak adliye ve ofis dışı yaşamınızda uğraşılarınızı konuştuk. Spor, STK çalışmaları, projeler vs.  Bunlar dışında sizinle ilgili spesifik sorularım olacak.

  1. Yalnızken en keyif aldığınız anlar hangileri? köpeğime sarılarak yabancı polisiye dizilerimi izlemek.
  2. Mutsuzluklarınızın reçetesini nasıl yazarsınız? Çalışmak, spor yapmak.
  3. Mutfağa girdiğinizde sanatçı mısınız, tüketici mi Dürüst olmak gerekirse her zaman tüketici yanım daha ağır basıyor ?

“Ömür boyu nafakanın her somut olaya göre ayrı değerlendirilmesi gerekir”

Nafaka gündemi ile ilgili sorum olacak bir de… Ömür boyu nafaka hakkındaki düşünceleriniz nedir? Kısa evlilik halinde de eş ömür boyu nafaka ödemeli mi? Bir ara yasal düzenleme getirilecek diye konuşuluyordu. Hala daha sosyal medyada sıkça hakkında yazılan bir konu… Düşüncelerinizi paylaşır mısınız?

Nafaka sadece kadınlara değil ekonomik gücü daha düşük olan erkeklere de bağlanabilir. Mevzuatımız buna izin vermektedir. “Ömür boyu nafaka” dediğimiz kavram sadece ülkenin magazin gündemine göre irdelenmemeli ve toplumun bütün kesimlerinin dinamikleri gözetilerek değerlendirilmelidir. Şahsi kanaatim, ömür boyu nafakanın her somut olaya göre ayrı değerlendirilmesi gerektiği yönündedir.

Örnek vermem gerekirse bir kadın evlilik birliği içinde çalıştırılmamış, baskı görmüş ve psikolojik şiddete maruz kalmış. Değil iş hayatı sosyal hayatı dahi olmamış. Bu kadının ömür boyu nafaka alması gerektiği kanaatindeyim. Çünkü sadece huzuru bozulmasın, şiddet görmesin diye baskı altında yaşamış ve hayatı kısıtlanmıştır. Ona bağlanacak ömür boyu nafaka onun bağımsız bir hayat sürmesini sağlayacaktır.

Ancak öte yandan başka bir kadın evlenmiş ve işten ayrılmış. Sırf eşi nasılsa çalışıyor diye rahatına düşkünlüğünden çalışmıyor. Bu kadının ömür boyu nafaka alması benim adalet duygumla tabi ki örtüşmüyor. Kimse boşanmak için evlilik yapmıyor ancak şartların değişmesi halinde iki kişinin hayatlarını birleştirmesinin bir tarafı ömür boyu böyle bir mesuliyet altına sokmaması gerektiği kanaatindeyim.

Keza halihazırdaki düzenlemeye gelecek olursak, nafaka alan kişinin iş bulması, yoksulluk durumunun ortadan kalkması ya da yeniden evlenmesi ile nafaka kaldırılabilir. Tarafların malî durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hâllerde nafaka miktarının artırılması veya azaltılmasına karar verilebilir. Ben bu düzenlemeyi yerinde bulduğumu söylemeyelim.

QUİZ Bölümü

  • Neden Hukukçusunuz? Çünkü ben bu hayatta sadece bu mesleği yapmak istedim.
  • Spor mu Hukuk mu? Her ikisi de ?
  • Kaybedeceğinizi bilerek bir davayı üstlendiğiniz oldu mu daha önce? Evet oldu. Bazı dosyalarda kurtarmanız mümkün değildir. Bunu müvekkile peşinen söylerim. Ancak çıkacak sonucu olabilecek en lehe şekline çevirmeye gayret ederim.
  • Yaptığınız en çılgınca şey neydi? Soru iki başlıklı: mesleğinizde ve yaşamınızda? İstisnai çılgınlıklarım olduğunu söyleyemeyeceğim. Herkesin hayatında yaptığı ufak tefek çılgınlıklarım var. En ürkütücü müvekkilime bey yerine hanım diye seslenmem.
  • Soramadığınız sorular için mi veremediğiniz cevaplar için mi daha çok üzülürsünüz? Veremediğim cevaplar.
  • Öyle bir hukuk hocam vardı ki hayatta hiçbir ekstrem dava konusu olmadığını gösterdi.
  • Takip edip, görüşlerinizi önemsediğiniz Hukukçular var mı, kimler? Tabi ki. Yeditepe Üniversitesinde okurken ders aldığım tüm hocalarım. Prof. Dr. Abdülkadir Arpacı ve Prof. Dr. Ali Cem Budak’ın bendeki yeri ayrıdır.
  • Erdoğan Demirören ile tanışma anınızda ilk izlenimleriniz ne oldu? Müvekkillerle olan kişisel ilişkilerin meslek etiği gereği, avukat müvekkil gizliliği dahilinde olduğu, bu nedenle paylaşılmaması gerektiği kanaatindeyim. Türkiye iş hayatına yön vermiş olan Sayın Erdoğan Demirören çok kıymetli ve özel birisiydi. Tabi ki benim de kendisi ile yapılan günlük bir sohbetten bile öğrendiğim çok şey olmuştur. Allah rahmet eylesin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Hamilelik sürecinde baba adaylarının dikkat etmesi gereken 5 durum

İdil Kesten:Türkler Bazı Dijital Alışkanlıklarda Gelişmiş Ülkelerin Bile Önünde