Burcu Ateş: Bugüne kadar hep hikaye biriktirdim

Eğitmen, danışman ve yönetici koçu Burcu Ateş ile buluştuk bu hafta… 20 yıllık iş yaşamı içerisinde Volvo, Temsa, Nissan, Philips, BASF, Hyundai gibi markaların üst düzey yöneticilik tecrübeleri var. İş hayatında kadın olmayı, kriz yönetimlerini, marka yönetimini ve kariyere dönük daha birçok şeyi konuştuk. İçerisinde ilhamların saklı olduğu sohbetimizle sizleri baş başa bırakayım.

Ferit Ömeroğlu / ÖZEL HABER
f.omeroglu@eniyikadin.com

Hikayenizi bir de sizden dinleyebilir miyiz?

20 yıllık iş yaşamımda Volvo, Temsa, Nissan, Philips, BASF, Hyundai gibi bir çok global markanın Türkiye ve Ortadoğu & Kuzey Afrika bölgelerinden sorumlu olarak Stratejik Pazarlama İletişimi ve Marka Yönetimi alanlarında çalıştım. Yurt dışında Marka Yönetimi ile ilgili çok sayıda eğitim aldım ve bu eğitimleri Türkiye’de sorumlu olduğum markalarda uyguladım. Sonrasında bir sabah kalktım ve dedim ki ‘bunca yıllık iş hayatında bir sürü güzel deneyim koydun cebine. Global markalarda sistem kurdun, yurt dışında eğitim aldın Türkiye’deki markalara bunu adapte ederek ne yapılır ne yapılmaz öğrendin. Bir marka ile ilgili ne yaparsan başarılı olursun ne yaparsan tökezlersin artık biliyorsun ve bunu seni daha heyecanlandıracak bir şekilde kullanabilir ve ihtiyacı olanlarla paylaşabilirsin’ dedim ve kurumsal hayattan çıkıp günümü ve yolumu kendim belirleyebileceğim, özellikle de daha çok üretebileceğim bir yolculuğa çıktım. 
Bugün 360‘ Stratejik Marka Yönetimi, Sadık müşteri yolculuğu, Müşteri Odaklılık, Medya ve Sosyal Medya Yönetimi, İşveren Markası, Kriz ve İtibar Yönetimi gibi alanlarda eğitimler veriyor ve şirketlere bu alanlarda danışmanlık veriyorum.

Ayrıca Bilgi Üniversitesi‘nde Stratejik Marka Yönetimi alanında yüksek lisans dersleri veriyor ve 2011’den beri Istanbul Business School’da Stratejik Pazarlama ve Marka micro MBA eğitmenliği yapıyorum. Eğitim ve danışmanlığın yanısıra ICF ve AC akredite olarak uzun yıllardır yönetici koçluğu, ve mentörlük çalışmalarım var.

Herkesin bir yaşama amacı vardır. Benim de yaşam amacım kendi yaşamıma olduğu kadar, benim gibi olan diğer insanların yaşamlarına ışık tutabilmek. Bu nedenle eğitim ve danışmanlık çalışmalarının yanında Türkiye’de ve Dünya’da çalışan ve yolunu arayan insanlarla öğrendiklerimi paylaşabilmek benim en önemli yaşam amacım.  Bana öyle geliyor ki en uzun yol insanın içi. Her şeyden önce insanın kendini keşfetmesi gerekiyor ve bu yolda ne kadar öğrendiklerimizi paylaşırsak o kadar mesafe alıyoruz diye düşünüyorum. Bir çeşit hikaye paylaşıyorum, paylaşıyoruz diyebiliriz. Hem seminerlerde bu hikayeleri paylaşıyoruz hem de çalışan kadınların yaşam paylaşımlarının bir araya gelmesinden oluşan Çocuğum, Eşim, İşim… Peki Ya Ben ? isimli bir kitabım var. Birbirinden farklı kadınların yaşamlarını kaleme aldığım kitabımın seminerlerini de  iş hayatında kadınlara yönelik farkındalık yaratmak amacıyla kurumsal şirketlere lunch &talks konseptinde veriyorum.

Yıllardır danışmanlıkeğitmenlikyönetici koçluğu ve mentorlük yapıyorsunuz. Tanıştığınız iş insanları ile ilgili gördüğünüz en temel eksiklikler neler? İnsanlar hangi yönlerini daha çok iyileştirmeli? 

İş hayatındaki insanlarda gördüğüm eksik demeyeyim ama bir değişim gözlemliyorum. Şimdiye kadar sürdürdüğü hayatı artık sürdürmek istemiyorlar. Kariyer adını verdiğimiz sağlam maaş, belli imkanlar ve yükselme fırsatı artık eskisi gibi herkes tarafından istenir bir rüya değil. Belli bir kesim için artık güvenli bir limana sığınma arzunun yerini kendi potansiyelini gerçekleştirme, gerçek tutkularının ve yeteneklerinin ne olduğunu keşfetme aldı. İnsanlar artık mümkün olan hangi deneyim varsa onu yaşamalıyım, sabit bir ofise gidip gelmek yerine önümde resmi geçit yapan tüm seçenekler arasından seçimler yapıp hayatımı bu şekilde yaşamalıyım diye düşünmeye başladı. İş hayatının başında olanlar da kırklı yaşları geçip belli bir seviyenin üzerinde olanlar da farklı nedenlerle bu yola girmeyi istiyorlar. Bu anlamda iş yerleri daha esnek çalışma saatleri ile mevcut çalışanını koruma yolunu tercih ediyor. 

Son yüzyılda özellikle 2000’lerden sonra sosyal medyanın bu kadar yaygınlaşması, tüketim kültürünün bu kadar pompalanması nedeniyle her şey daha yüzeyselleşti. Eskiden yıllarca giydiğimiz kıyafetler şimdi çok daha ucuz ve üç kere kullanınca yıpranan cinsten. Yıpranmasa da biz aynı şeyi giymekten sıkılıyoruz. Giydiğin, yediğin, ilişkiler aslında tüm dünya çok daha kullan at şeklinde tüketilmeye başlandı. Bu tüketim kültürünün de bir de yan etkisi oldu. O da insan eskisinden çok daha fazla ‘anlam’ aramaya başladı. İşte bu nedenle ‘- mış gibi yaşamları reddeden bir akım yavaş yavaş hayatın olduğu kadar iş hayatının da içine girmeye başladı. 

Global markalarda pazarlama ve marka yönetimi konusunda başarılarınız var. Marka yönetimi ve pazarlama tanımlarınızı alabilir miyiz?

Siz nasıl konumlarsanız tüketici öyle algılar. Rekabetin bu kadar yoğun olduğu bir dünyada rakiplerinizden farklılaşamazsanız fiyatla rekabet etmeye başlarsınız. Bu da size fiyat indirimi ve kardan feragat etmeyi ve uzun vadede de karsız bir iş yapış tarzını getirir. Marka yönetimi ise tüketicinin zihninde sunduğunuz hizmet ya da ürünün belli bir değerinin olduğunu ve buna belli bir bedel vermeye değeceğini düşünmesi olarak markanızın konumlanması çalışmalarıdır. Tabii bunun için belli bir yatırım ve sürdürülebilir bir çalışma gerektirir.  

Kadın çalışmalarına aktif destek veren bir kadın olarak sizden “kadın” tanımını yapmanızı isteyeceğiz.

Ben insanları kadın ya da erkek olarak ayırmıyorum. İnsan insandır. İyi insan ve kötü insan, çalışan, azmeden ya da etmeyen, üreten ya da üretmeyen insan var. Kadın çalışmalarına daha çok eğilmememin nedeni iş hayatında kadın ve erkek beraber var oluyorlar ancak çocuk olduktan sonra anne ya ev hayatına yönelmek ve çocuğu büyütmek için kendi kariyerini bırakmak durumunda kalıyor ya da fazla iş temposu olmayan, evi ve işi beraber yürütebileceği bir konumda olmayı tercih etmek durumunda kalıyor ve potansiyelini tam olarak kullanamıyor ve bazı şeylerden feragat ediyor. Dolayısıyla beraber eşit şartlarda okuyan kız ve erkek çocukları evlenip çocuk sahibi olduktan olduktan sonra hayatlarına eşit fırsatlarla devam edemiyorlar. Çocuk ya da çocuklar büyüdükten sonra da bu saatten sonra nereden başlayabilirim diye düşünüp adım atamıyorlar. Oysa kadının da iş hayatında eşit şekilde var olduğu ekonomilerde GSMH kat kat daha fazla. Yani bir iş hayatında ne kadar çok kadın varsa o kadar çok gelişmiş ekonomiden bahsedebiliriz. Dolayısıyla bugün Japonya gibi ülkeler ekonomiye daha çok kadın emeğini katmak için özel çalışmalar yapıyorlar. GSMH nın büyümesi ise çocuklarımıza daha iyi bir gelecek bırakabilmek demek aslında. 

Kriz yönetimleri ile karşılaştığınızda ilk tepkileriniz ne oluyor?

Çalıştığım markalarda ciddi krizlerle karşı karşıya kalıp kriz yönetimi yapmak durumunda kaldığım için çok deneyim kazandım bu konuda. Dolayısıyla şimdi kriz yönetimi eğitimlerinde de anlattığım gibi krizi görünce ilk tepkim ne kadar hazırız ona bakmak olur. Çünkü aslında kriz olmadan olası krizlere hazırlıklı olmak gerekli. Ve ikinci söyleyeceğim şey de kriz sırasında her söylediğin doğru olsun ancak her doğruyu söyleme…

İş hayatına girmek mi zor iş hayatında kalıcı olmak mı zor?

Kesinlikle iş hayatında itibarlı bir şekilde kalıcı olmak en zoru. Nasıl bilirsiniz diye sorduklarında iyi, doğru, sözünü tutan, çalışkan, etrafını geliştiren gibi sıfatlar eklenebiliyorsa isminin başına o zaman iş hayatında itibarlı bir şekilde var olmuşsundur. 

Hiç fikrine ya da yapabileceğine inanmadığınız bir kişinin daha sonradan başardığına şahit oldunuz mu?

Şimdiye kadar pek gördüm diyemem. Ben hep hikaye biriktiririm. İnsanların hikayelerini dinlerim. Üniversitedeki öğrencilerimle de beraber ayda yaklaşık bin kişiye eğitim veriyorum diyebilirim. Herkesin istediği zaman potansiyelini gerçekleştirebileceğini, elinden gelenin en iyisini yapma isteği varsa onu yapabileceğini düşünürüm. Burada sihirli kelime istek ve azim. O da hamilelik gibi ya vardır ya yoktur. 

Gerçekleştirmek için üzerinde çalıştığınız projeler var mı, neler?

Evet, var tabii ikinci kitabım üzerine çalışıyorum. Bir de küçük bir farkındalık atölyesi kurma hayalim var. Gerçekten ihtiyacı olan kişinin ihtiyacı olan bilgiyle karşılaşmasını sağlamak için doğada bir atölye kurmak istiyorum. Şimdiden yavaş yavaş bu yolla ilgili hayallerimizi hedefe dönüştürmeye başladık.

Bu hayattaki mana ve değerinizi sorguladığınızda iç sesiniz size ne söylüyor?

Eskiden çok mantık ve sol beyin ağırlıklı yaşayıp kararlarımı hep bu doğrultuda alırken birkaç yıl önce iç sesimi dinlemeyi öğrendim. Şimdi iç sesim rotayı belirleyen en temel unsur. Bu hayatta benim için en önemli şey değerlerime uygun yaşamak çünkü insanın omurgasının değerleri olduğunu düşünüyorum. Omurgası olmayan birinin ayakta duramaması gibi değerleri olmayan birinin bu hayatta başı dik duramayacağını düşünüyorum. Bu anlamda Japon felsefesine oldukça yakın olduğumu söyleyebilirim.

Bu satırları okuyan okurlarımıza vermek istediğiniz bir mesaj var mı?

Hayat aslında neyi seçtiğinle çok bağlantılı. Herkes mutlu olmanın peşinde ancak sen mutlu olmak için hayatına istediğin resmi çizebilecek tek kişisin. Bunu unutmadan yaşamak gerekli.  

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir