En İyi Kadın Portalı – Sağlık – Güzellik – Moda ve Aşka Dair Herşey!

Hülya Koçyiğit: İnsanların dikkatini çekecek abuk subuk laflar ederek ünlü olabilirsiniz

Türk sinemasına yıllarca emek vermiş, oynadığı her filmde başarıdan başarıya koşmuş ve Türk sinemasına altın harflerle yazdırmış usta oyuncu Hülya Koçyiğit eniyikadincom’dan Ferit Ömeroğlu’nun sorularını yanıtladı. 

7 yaşında başka bir şehirde yatılı okula başlayan Koçyiğit bu dönemle ilgili, “Ben ailenin tek çocuğuydum, çok özenilen,üzerine titrenen, abartılan bir çocuktum. Ve benim böyle bir karar vermem ve yeteneğimi eğitimle pekiştirmek istemem aile çevresinde önce bir şaşkınlık yarattı ama benim ne kadar istekli olduğumu gördükleri zaman ailem bana çok büyük bir destek verdi. Bende o güvenle, o sorumlulukla mutlu mesut gittim okula.” dedi.

Yanında her zaman destekçisi olarak gördüğümüz annesiyle ve annelikle ilgili konuşan Koçyiğit, “Anne hepimizin hayatında çok önemli. Anne olmayı, ana kucağında öğreniyoruz aslında.Sevgiyi, şefkati, merhameti, adaleti, dengeyi..Bize ilk davranışlarıyla öğreten kişi anne. Anne, anne olmaya karar vermeden önce kendini sınamalı, kendini dinlemeli. Ben yepyeni bir insan yetiştirmek için yeteri kadar donanımlı mıyım, bu kararı verirken destekçim, eşim burada mı, yanımda mı bütün bunları düşündükten sonra anne olmaya karar vermeli. Çünkü bütün bu üstlendiği görev çok kutsal, sadece kutsal da değil. Onu kutsal yapan nedenler de çok önemli. O yüzden benim annem benim gözümde -hepimizin annesi elbette ki çok kıymetli. Annemin bir özelliği beni yetiştirirken benim eğilimlerim, benim ilgi alanlarım, benim merak ettiklerim, hayal ettiklerimin arkasında oldu. Çünkü onun için bir tek şey önemliydi. Benim mutluluğum.” dedi.

İlk filmini 1964’te çeken Koçyiğit o zamanlarla ilgili, “Çok ilkel, teknolojiden tamamen yoksun, mali imkanları son derece kısıtlı bir ortamda bu işleri yaptığımız düşünülürse ve bu ortamda hala o filmler büyük bir beğeniyle kabul görüyorsa burada çok temelde bir şey var, inanmak. Gerçekten inanmak.Yaptığın işe inanmak. Yarına, sinema sektörü için, sinema adına bir şeyler bırakmak ve tüm bunlara inanmak. İnanarak yapınca o zaman imkansızlık diye bir şey kalmıyor.” diye konuştu.

Sözlerine,”Ben bir tek şeye teşekkür ediyorum, şükrediyorum ve diyorum ki erdemli ve akıllı insan mutlu insandır. Mutlu olmasını bilen insandır. Mutlu insan çevresine de o huzuru ve mutluluğu yapar. Bazen bana soruyorlar Hülya Hanım sizi sürekli güler yüzle görüyoruz ne kadar mutlusunuz diye. Mutluluğu arzu edersem,istersem mutlu olabilirim. Kimse beni mutlu etmeyecek ben arayıp bulacağım. Ve paylaşacağım. Paylaştıkça çoğalan bir duygudur mutluluk. O nedenle benim filmlerimde, özel söyleşilerimde vermek istediğim insanların kendilerine saygı duymak için yaptıkları ya da yapmaya hayal ettikleri işi en iyi şekilde yapabilmeleri. O zaman ona kattıklarıyla kendilerine olan saygıları artacak. Kendine saygısı artan insan kendiyle barışık olacak.Kendiyle barışık olan insan daha doğal bir insan olacak ve etrafındaki insanlara da o enerjiyi verecek. Umutsuzluğa değil umuda, karamsarlığa değil daha mutluluğa yönlendirecek.”diyerek devam etti.

Amaç ünlü olmak değil,amaç yapmakta olduğun işi en iyi şekilde yapıp en doğru örneği verebilmek.

Daha önce verdiği bir röportajda “Bu dönemde oyuncu olsaydım,benden bir şey olmazdı” diyen Koçyiğit’e neden bunu söylediğini sorduk.

Koçyiğit soruyu, “Ünlü olmanın yolları çok basit ve kolay. Bir polemiğe girersiniz, dikkat çekersiniz veya olur olmaz bir mevzuda insanların dikkatini çekecek abuk subuk laflar edersiniz. Ünlü olmanın çok kolay olduğunu görüyoruz. Amaç ünlü olmak değil,amaç yapmakta olduğun işi en iyi şekilde yapıp en doğru örneği verebilmek. Ve inandırıcı olabilmek, bunu istikrarla sürdürebilmek. Benim bugün gördüğüm ortamda bu popülarist ortamda kolay kolay bana yer vermezlerdi diye düşünüyorum.”diyerek yanıtladı.

Türk sinema tarihinin aşılması gereken merdivenleri  olduğunu söyleyen Koçyiğit, “Geçmişte olanların hepsi bizi bu güne hazırlayan merdivenler. O merdivenlerden çıkılmış olması gerekiyordu ki bir sinema sanayisi kurulabilsin. Gerçi sanayi derken hala bir sanayi kurulabilmiş değil sinemamız için. Bütün dünyada sinema sektörü var, bütün dünya kendi filmlerini üretiyor. Önemli olan bizimde kendi hikayelerimizi, kendi insanımızı anlatmak. Bir yandan kendimiz öğrenir, tanırken bir yandan da bunu dünyaya sunabilmek.” dedi.

Son olarak ülke olarak içinde bulunduğumuz durum hakkında yorumda bulunan Koçyiğit,  “Şu anda özel bir alandayız, içinde bulunduğumuz özel alanda algı operasyonlarıyla adeta bulunuyor her şey. İnsanların görüşleri, inançları her şeyleri o algıya göre oluşuyor. Tabiki burada medyanın çok önemli bir yeri var. Bugün ülkede yaşadığımız neyse, batıdan baktıkları zaman çok daha farklı bir gözle görüyorlar. Orada öylesine bir medya bombardımanı var ki. Düşünün, 15 Temmuz’u düşünün. O çok ciddi bir travma bizim için. Çünkü demokrasiye bu kadar bağlı, demokrasi yüzünden çok ödünler vermiş bir millet ve bu kez de canıyla dişiyle bu sahip olduğu demokrasiyi kaybetmemek adına hayatlarını feda ettiler. Dünya bize sürekli olarak şunu empoze etmiş, insan hakları çok önemli, demokrasi çok önemli,özgürlükler çok önemli bütün bunlar önemliyse bizim başımıza gelen bu olumsuzluğu nasıl algılayamazsınız? Ya da o olumsuzluğun yanında nasıl yer alabilirsiniz? Benim açımdan bu büyük bir şok. Bu iki yüzlülük gibi geldi bana. O zaman biz kendi bildiğimiz, ulusal değerlerimiz ne ise biz bunlara sıkı sıkı sarılmalıyız. Biz her şeyden önce laik, demokratik, hukuk devletiyiz. Bu özelliklerimizi kaybetmeyeceğiz. Özgürlükse,hakkımız olan özgürlüğü sonuna kadar talep edeceğiz.Koruyacağız ve tutunacağız. Biz kendimize inanacağız.Başkalarından bir şey beklemeyeceğiz, başkalarına yaranmak için bir şeyler yapmayacağız. Biz kendimiz olmayı, kendi değerlerimizle kendi ayaklarımızın üzerinde durmayı her şeyden önce öğreneceğiz. Yurt dışından baktığınız zaman biz ülkede felaketler yaşıyoruz ve bu felaket haberlerini oluşturan ne yazık ki Türk kardeşlerimiz. Bu benim ağrıma gidiyor bu ülkenin bir vatandaşı olarak. Ama bu gerçekleri aşmak, bu gerçekleri olumluya çevirmek de yine bizim elimizde.

Bizi dışarıdan kimse yıkamaz ama biz içeriden birbirimizi yıkabiliriz.İşte burada sevgi, saygı, anlayış ve diyalog ihtiyacımız var.Bu diyalog kaybolursa aramızda sen ve ben olup da biz olmayı başaramazsak o zaman tehlike başlar. O yüzden biz olmayı bilmeliyiz.” dedi.

Merhaba ben Deniz. 1991 İzmir doğumluyum ve psikoloji mezunuyum. Araştırma yapmayı ve yeni bilgiler öğrenmeyi çok severim. Part-time olarak da faydalı olabilecek bilgileri yazıya dökerek sizlere aktarmaya çalışıyorum. Takipte kalın, bilgiyle dolun.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir