in

İdil Kesten:Türkler Bazı Dijital Alışkanlıklarda Gelişmiş Ülkelerin Bile Önünde

Kimimiz için sosyal hayatın bir bölümünü kaplayan, kimileri için ise sosyal hayatın kendisi olan dijital teknoloji için tüketmenin ötesinde bir merak farkındalığı uyandırmalıyız diye düşündük. 10 senedir Türk kullanıcıların dijital kullanım alışkanlıklarını ölçümleyen, dijital ölçümlemede hatırı sayılır bir marka değerine sahip Gemius Ülke Müdürü İdil Kesten’le buluştuk.

Dijital dünyada derya zenginliği, hülya hedefleri olan kişilerle karşılaşınca sohbet pek bir keyifli oluyor. Üstelik literatürden uzak, oldukça yalın bir dille yanıtladı İdil Hanım. Peki sohbetimizin gündeminde neler vardı?

Kadın, kariyer, başarı, inovasyon, dijital medya, netflix, facebook, google, puhu tv, dijital reklamlar…. Var da var yani ☺

Ben bu konulara uzağım, sosyal medya kullanmıyorum diyenlere de bir bölüm ayırdık. İdil Kesten ile sevgi, hoşgörü, empati gibi değerleri de konuştuk.

Ne bekliyoruz o halde?

Kahveleri hazırladık mı?

Ferit Ömeroğlu / ÖZEL HABER
[email protected]

Ferit Ömeroğlu: İyi bir pozisyondasınız. Toplumda başarıya ulaşmış güçlü kadın figürüne örnek olacak bir misyonunuz var. Devamında da pek çok şey söyleyebilirim. Bu sorumun hedef kitlesi henüz mesleğine ve kariyerine başlamamış milyonlarca genç… Sonu “yapabilirsiniz” ile biten hangi paragrafı bu satırları takip edecek gençlerle paylaşabilirsiniz?

İdil Kesten: Öncelikle isteyen “yapar”… Başkalarının sizden avantajlı noktalarına odaklanıp, kendilerini eksik hissetmek yerine güçlü ve eksik noktalarını anlamalı gençler. Güçlü noktalarını öne çıkarmalı, eksik noktalarını kapatmak için çalışmalılar. Ortaokul ve lise hayatımda 4 okul değiştirdim ama Türkiye’de ilk 1000’e girmeyi başardım. Galatasaray’da İngilizcemin yetersiz olduğunu, benden çok çok daha iyiler olduğunu fark ettim, okulun İngilizce ağırlıklı kulüplerine katıldım, oturup İngilizce çalıştım ve hayatımı uluslararası şirketlerde yönetici olarak çalışarak kazanıyorum. Kendimi övmek açısından söylemiyorum, benden çok çok daha geriden gelip benim fersah fersah önümde olan arkadaşlarım var. Bırakın sıfırı, ekside olan insanlar gördüm. Benimde tedrisatından geçtiğim Fen Liseleri bu konuda derya denizdir. Annesiz babasız, parasız olup da şu an bu hayal edilemeyecek konumda olan çok arkadaşım var.

Hiçbir işe torpille girmedim. Hiçbir zaman arkamda bir dayım, amcam, babam, nüfuzlu eşim olmadı. Ya gazetelerdeki ilanlara başvurdum, ya kariyer sitelerini takip ettim ya da belli bir noktadan sonra teklif geldi. Dolayısıyla benim şuyum eksik, benim buyum eksik, benim torpilim yok, şu falanca liseyi bitirmişe takılmasınlar. Azim etsinler, eksiklikleri için emek ve para kazanıyorlarsa para harcasınlar, mutlaka “yaparlar” … Zaten hayatta gerçekten başarılı olmuş insanlar hep daha geriden başlamıştır, biraz özgeçmiş karıştırırlarsa fark edecekler ☺

“Annem bile ne iş yaptığımı anlamıyor” gibi bir açıklamanız olmuş takip ettiğim kadarıyla… Sahiden, ne iş yapıyorsunuz? 🙂

Yeni nesil bir sektörde çok daha yeni nesil bir iş yapıyoruz aslında. Toplumun çok büyük bir bölümü her gün içinde olduğu bir ekonomik modelin farkında değil. Televizyon izliyorlar ve reklam izlemekten şikayet ediyorlar. Aslında o reklamlar maliyetli TV yapımlarını izleyici yerine ödüyor. Bu ekonomik modelin benzeri ama çok çok daha detaylısı dijital medya için var. Bugün gazeteye para verip satın alan insan sayısı eskiye oranla çok çok azaldı çünkü insanlar aynı gazetelerin internet sitelerine girip haber okuyor. Youtube’da TV ya da sadece dijitale özgü yapımlar izliyor, müzik dinliyor ya da yeni Youtuber’ların programlarını takip ediyorlar. Bunların hep bir bedeli var ve bu bedeli şikayet ettikleri reklamlar ödüyor. İşte biz medyada reklam veren ile izleyici arasındaki köprüyüz aslında. Reklam verene iki konuda bilgi veriyoruz. Bir tanesi izleyici hangi dijital mecrada içerik tüketiyor; yani dijital mecraların reytingleri ne, hangisi daha ön sırada, hani yaş grubu vb. hangi medya kanalını tercih ediyor… Bir diğer noktada da reklam verenin ajansının onun adına yaptığı kampanya geri dönüşleri nasıl? Reklamları ne kadar kişiye ulaştı, ne kadar “tıklandı”, mecra ile anlaşılan oranlarda gösterim gerçekleşti mi… İşte biz buna dijital ölçümleme diyoruz, biz de bu işi yapıyoruz ☺

“Amerikan markaları Türkiye’de çok büyük kabul görüyor”

İnternet ölçümlemelerinizde Gemius olarak bir marka değerine sahipsiniz. Bu verilerle, istatistiklerle ve çalışmalarınızla ortaya çıkıyor. Bu marka nasıl oluştu? Başarıya giden yoldaki meşakkatli yıllarda İdil Kesten hangi virajlarda iyi yol alabildiğini düşünüyor?

Gemius Orta ve Doğu Avrupa’da çok iyi bilinen bir marka ama Türkiye’de Polonyalı bir markanın tanınması ve pazarda kabul görmesi çok kolay değil. Politik olarak inişli çıkışlı bir ilişkimiz olsa da mevzu ticari karara geldiğinde Batılı markalar hatta biraz daha açık söylemek gerekirse Amerikan markaları Türkiye’de çok büyük kabul görüyor. Batı Avrupa ya da ABD’li bir markaysanız +1 ile başlıyorsunuz ama eğer Batıya ait değilseniz bu hanenize -1 olarak yazılıyor. Bu algıyı önce Asyalılar kırdı. Teknolojideki başarılarını tüm dünya kabul etti. Biz de Gemius olarak dijital ölçümlemenin Asyalısı olduk biraz. 2009 yılında IAB Türkiyenin dijital medya reyting ölçümlemesi için dev ABL’li markaların arasından sıyrıldık. Kendimizi pazarda ispatlamamız ise çok uzun zaman aldı.

2013 yılında şirketin başına geçtiğimde penceresiz bir odada, tek bir çalışanı vardı. Finansal sıkıntılardan dolayı Genel Merkez Türkiye’den çekilmeyi bir seçenek olarak masaya koymuştu. Öncelikle harika bir iş yapsak bile bunu yeterince anlatamadığımızı fark ettik. Ne yaptığınız kadar, bunu ne kadar ve nasıl anlattığınızda önemliymiş zamanla anladık ☺ Sonra kampanya ölçümlemesinde çok baskın markalara karşı daha kullanışlı ama çok daha uygun fiyatlı ürünler sunduk.  Ve müşteri hizmetlerine çok önem verdik. Benim en dikkat ettiğim ve ekibime en çok hatırlattığım konu maaşlarımızı şirketin değil, müşterilerimizin ödediğidir. Müşteriye istediği anda, orada olduğunu hissettirirsen kurulan o güven ilişkisi markayı başka bir noktaya taşır.

“Netflix, Google ve Facebook’u geçerse şaşırmam”

Küresel dünyanın son dijital trendlerinden bize bahsedebilir misiniz?

İlk aklıma gelen Netflix. Bir süre önce Facebook’un, Youtube’un, Twitter’in nasıl bir anda deve dönüştüğünü konuşuyorduk, şu anda Netflix’i konuşuyoruz. Disney ve Comcast gibi dünya medya devlerini piyasa büyüklüğü açısından geride bıraktı. Eğer Google ve Facebook’u da geçerse ben şaşırmam. İnsanların hayatlarını kolaylaştıran her yeni dijital çözüm trend olmaya devam edecektir. Örneğin Getir gibi uygulamalar hayatımıza çok kısa zaman önce girdi. Ne kadar popüler olduğu çok açık. İnsanların hayatlarına Netflix gibi renk katan ve Getir gibi kolaylaştıran her dijital çözüm günlük hayatımızın trend topici olacaktır. İkinci el giyim/eşya satan uygulamarında önü çok açık örneğin. Nesnelerin İnterneti ve büyük data gibi kavramlar hayatımızın her alanına girecek ama biraz daha yolu var gibi düşünüyorum.

Benim uzmanlık alanım olan medya ölçümünde ise geleneksel ve dijital medyanın aynı kaynak üzerinden ölçümlenip kıyaslanabilir olması en fazla talep edilen konu. Reklam veren hangi platformun geri dönüşümünün daha iyi olduğunu kıyaslamak istiyor. Youtube’un iddiası “en büyük TV” olmak.

Gemius geleneksel/dijital medya ölçümünü tek kaynak üzerinden yapma teknolojisini hayata geçirdi

Türkiye’de hala TV çok yaygın ama ileri teknolojiye sahip ülkelerde TV erişimleri dijitalin gerisine düşmeye başladı. Bu nedenle TV ve özellikle Youtube’un tek kaynak üzerinden ölçümlenip kıyaslanabilir olması en büyük talep. Bugün Netflix ve benzeri içerik sağlayıcılar reklam modeli üzerinden ilerlemiyor ama ya onlarda reklam pastasından pay almak isterse? Yavaş yavaş geleneksel/dijital ayrımı ortadan kalkacak ve her şey kıyaslanabilir olacak. Ufak bir reklam yapmak isterim bu noktada. Gemius geleneksel/dijital medya ölçümünü tek kaynak üzerinden yapma teknolojisini hayata geçirdi bile. Şu anda sadece Polonya’da var, Türkiye’de de talep edilirse sunacağız.

Okuyucunun ya da izleyicinin şunu anlaması gerekiyor: Kaliteli içerik ve bağımsız bir basın için reklam şart.

Reklam engelleme uygulamalarının giderek yaygınlaştığı bir dönemde markaların reklam verme ve hedef kitle dengesini tutturma üzerine yaptığı harcamalarda dişe dokunur karşılık aldığına inanıyor musunuz?

Bu dijital reklam profesyonelleri için bir yanıyla can sıkıcı bir konu. Belki biraz abartılı bir yorum olacak ama telif hakkının gasp edilmesi gibi bir durum. Dijital yayıncıların ayakta durabilmesi için ya kullanıcılar paralı sistemlere abone olmalı ya da reklam görmeye tahammülleri olmalı. 2011 yılında New York Times bunu yaptı ve 1 milyon aboneye ulaştı. Türkiye’de buna tek cesaret gazete Sözcü oldu ama kullanıcının genel eğiliminin para vermeme olduğu çok açık. Okuyucunun ya da izleyicinin şunu anlaması gerekiyor. Kaliteli içerik ve bağımsız bir basın için reklam şart. Medya profesyonellerinin de evlerini geçindirmesi gerekiyor! Bununla birlikte markaların içlerini ferahlatan bilgi reklam engelleme teknolojisi kullananların dijital kullanıcıların sadece %10’una tekabül etmesi.

Bizim de hizmet verdiğimiz reklam ölçüm teknolojileri olan adserver’lar reklam alanında reklam yayınına engel bir durum varsa bunu anlar. Gösterimden saymaz yani reklam veren para kaybetmez. Ayrıca görünürlük oranı, süresi, sosyo-demografik analizler, erişim analizleri de var. Bakınız Gemius’un yaptığı iş ☺ Reklam veren tüm bu uygulamalara rağmen dijitalde erişimin ne kadar fazla olduğunun farkında. O nedenle her sene dijitale ayrılan bütçeler artıyor.

Türkler bazı dijital alışkanlıklarda gelişmiş ülkelerin bile önünde…

Dijital alışkanlıklarımız dünyanın diğer ülkelerine göre ne noktada? İlave sorum da: dijital alışkanlıklarımız sizce yaşam standardımızı ve kalitemizi geliştirmeye yetecek durumda mı yoksa daha çok bilinçsiz bir tüketim mi var?

10 senedir Türk kullanıcısının dijital kullanım alışkanlıklarını ölçümlüyorum. Türkler zaman zaman bazı dijital alışkanlıklarda gelişmiş ülkelerin bile ilerisine geçebiliyor. Yıllar önce dijital bankacılık alışkanlıkları ile ilgili bir kıyas verisi hazırlamıştık. Dijital bankacılık kullanan Türklerin yüzdesel oranı  birçok Batı Avrupa’dan ülkesinden fazlaydı. Bunda Türk bankalarının teknolojiyi yakından takip edip, hizmet olarak sunmasının katkısı büyük. Bizler pratik zekası yüksek bir milletiz. Hayatımızı kolaylaştıracak çözümleri hemen benimsiyoruz. O nedenle hayata artı katkı sunan start-up’ların Türkiye’de fark edilme ve kullanılma oranı çok yüksek. Netflix, Blutv, puhutv gibi sadece dijitale yönelik içerik geliştiren platformlarda büyük kitleler tarafından izleniyor. Dijital alışkanlıkları dünya ile paralel bir kullanıcı profilimiz olduğu için dünyada da başarı kazanan,  yenilikçi dijital çözümler sunan start-up ve girişimcilerimiz de mevcut.

İnsanlara ne tüketeceklerini söyleyemeyiz. İnternet sayesinde ufkunuzu açacak harika belgesellere de ulaşabiliyorsunuz, nasıl popüler olduğuna aklımızın ermediği kişilerin anlamsız içeriklerine de. Bir taraftan da belgesel izleyen bir kişi de internet ünlüsünün boş videosunu izliyor olabilir. Dijital cihazlar kişisel araçlar ve kişisel deneyimler sunuyor. Yani arkadaşınızla birlikte haber programı izlerken, sadece size ait olan bir cihazdan magazin programı izleyebilirsiniz. Dünyada da, Türkiye’de de benzer bir durum var ve benzer tartışmalar orada da sürüyor.

Başarılı bir iş kadını olarak bize tarif yapmanızı isteyeceğim son bölümde…  Spesifik bir içerik oluşturmak istedik röportajın bu bölümünde… Mesleğinizden ve işlerinizden bağımsız bir bölüm… Haydi başlayalım.

Başarı nedir, nasıl ulaşılır?  

Belirlediğin hedefe ulaşmaktır. Ayşe için 1000 çalışanlı bir şirket yönetmektir ama Fatma’nın hayali imkansızlıktan yarım bıraktığı lise diplomasını almak olabilir. Elif dünyanın sayılı bale okullarından Vaganova’ya kabul edilmeyi, Ebru pastacılık diplomasını alıp mahallesinin pastanesinde işe başlamayı hedefliyor olabilir. Kişinin hayal ettiği ve sonunda yaptım dediği neyse başarı odur.

Mutluluk nedir, nasıl elde edilir?

Hayattan beklentilerinin gerçekleşmesidir.  Beklentiler gerçekleşmiş ve bir tık üzerine çıkılmışsa kişisel tatmin noktasına ulaşılır diye düşünüyorum ama ünlü filozoflar bile asırlardır bu soruya kafa yoruyor bu konuda ahkam kesmek bana düşmez☺

Sevgi nedir? Sevebilmek için ne gerekir?

Sevebilmek için hiçbir şey gerekmez. Gülü seversiniz ama karanfilden haz etmezsiniz. Gül ne yaptı, karanfil ne yaptı? Bu biraz içgüdüsel oluşan bir duygu gibi geliyor bana. Ve fakat sevgiyi korumak için çaba gerekir. Saygı gerekir, gönül kırmamak, değer vermeyi bilmek gerekir… Bu da zor bir felsefe başlığı olarak karşımızda duruyor. Dünün cevabı bulunamayan soruları neyse, onca teknolojik gelişmeye rağmen aslında bugünün de o. Dün Mevlana cevap bulmaya çalışmış, bugün Michel Foucault. İnsan bazı noktalarda ilerlese de duygusal ve düşünsel olarak hep aynı mı kalıyor ?

Hoşgörü nedir? Tarifi nedir?

İnsanların sabun kalıbı gibi birbiriyle aynı kalıpta olmasını beklememektir. Farklılığı anlamak, farklılığın hem kişilere, hem topluma, hem dünyaya zenginlik kattığını kabul etmektir. Herkesin kendi doğrusu, kendi inancı, kendi yaşam biçimiyle birbirine saygı çerçevesinde yeşerebilmesidir.

Empati diye bir şey var mı? Sonradan öğrenilir mi, nasıl olacak bu iş?

Empati, kendini karşındaki canlının yerinde hayal edebilmek… Bu benim tanımım. Özellikle canlı diyorum çünkü dünyada sadece insanlar var sanıyoruz. Maddi olan bedenimizden, bedenimizin girdiği kalıptan çıkıp ruhumuzu farklı bedenlerde hayal etmeyi denemeliyiz belki de. İnsan her şeyi sonradan öğrenebilir. Empati yapabilen insan sayısı arttıkça dünyanın mutluluğu, huzuru ve refahı da artar diye düşünüyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Av. Serra Bozarslan:Savunmanın sınırı yoktur ve herkesin savunulmaya hakkı vardır

Zeynep Bugay: Karşılıklılık