Sümeyye Boyacı:Acun Ilıcalı ile tanışmak beni çok heyecanlandırırdı, ah keşke olsa…

Paylaşacak bir kadın hikayesi yolculuğunda karşılaştığımız her durak bir ilham niteliği taşıyor aslında… Okurlarımızdan aldığımız geri bildirimler ve güzergahta karşılaştığımız güzellikler eniyikadin.com farkındalığın sosyal farkındalık yolculuğu olduğunu hatırlatıyor bana, bizlere… Bu duraklardan biri de bu hafta evrensel gurur Sümeyye Boyacı oldu. Evrensel diyorum, zira hikayesi, azmi ve başarısı ile bir coğrafyaya mal olmayacak kadar derin bir ilhamı saklıyor içerisinde…

Yaş 15, iki kolu olmadan ve kalça kemiği çıkık dünyaya geliyor. Biz onu Paralimpik Avrupa Şampiyonası’ndaki başarısıyla tanıdık. Ama sohbetimizde öyle bir yolculuğa çıkacağız ki; azmin, motivasyonun, yaşama sevinci ve gücün ruhu ve bedeni nasıl güzelleştirdiği, insanlara ve insanlığa nasıl iyi geldiğini içimizde yakacağımız mum ateşi ile hissedeceğiz.  S5 kategorisinde yüzmede dünya şampiyonu olan Sümeyye Boyacı, İstiklal Marşı’mızın global bir platformda okunmasının gururunu paylaştı bizlerle…

Herkes arıyor, tebrik ediyor ama… Bir telefon gelse de tanışma imkanım olsa dediğin kim var diye sordum. ““Acun Ilıcalı ile tanışmak beni çok heyecanlandırırdı, ah keşke olsa…” dedi.

Hadi o zaman,

Bu keyifli buluşmamızı sizlerle baş başa bırakalım.

Ferit ÖMEROĞLU / ÖZEL HABER
f.omeroglu@eniyikadin.com

Ferit Ömeroğlu: Hikayeni bizler ve bizler gibi toplumun birçok kısmı biliyor. Ancak kendi hikayeni Sümeyye Boyacı dilinden dinlemek çok istiyoruz. Paylaşabilir misin?

Sümeyye Boyacı: 5 Şubat 2003’te doğuştan 2 kolum olmadan Eskişehir’de doğdum. 3 yaşından beri resme ve konuşmaya yatkınlığım tutkum vardı. 3 yaşında tek başınayken çizdiğim bir gül resmiyle aileme yeteneğimi kanıtlamış oldum onlarda her türlü maddi manevi desteği sağladılar. Ailem bugüne kadar ellerinden gelen maddi, manevi desteği sağladılar. Bu sayede rus halk masallarının kapak resimlerini çizdim. Aleksandır Puşkin’in altın balık masalını. 5 yaşındayken oldu bu. 6 yaşındayken de Rusya’da resim sergisi açtım. 7 yaşlarında ilkokula başladım. İlkokul sürecim pek parlak geçmedi çünkü öğretmenim biraz sorunluydu. O’nun yüzünden bayağı sıkıntı yaşamıştım. Ama bununla birlikte tabi ki notlarım yine yüksekti. Hatta şimdi de yüksek.

A süper. Derslere de zaman kalıyor yani bu yoğunlukta (gülücük)

Aslında kalmıyor ama Allah bir şekilde yardım ediyor diyelim. Şu anda 9. Sınıf öğrencisiyim. 466 puan ile girdim liseye… Ama ilkokuldaki sorunlarımı da ebru sanatına yönelerek atlattım diyebilirim. Çünkü ebru sanatı da aynı zamanda sabır gerektiren bir uğraştı. 7 yıl boyunca devam ettim. Yüzme serüvenine geçecek olursak; 5 yaşımda Çiğdem Hocamın eğitmenliği ile ve annemin telkinleri ile başladım. Yüzmeyi küçüklüğümden beri pek sevmedim. Bunu ilk defa söylüyorum burada. Her şeyi zamanla anlıyorsun. Bir şeyleri başardığını gördükçe o duygu değişebiliyor.

Ferit Ömeroğlu: Şaşırdım bu noktada… Mesela “su olmadan yaşayamam” diyenlerden değilsin o halde?

Sümeyye Boyacı: Ben hiçbir şey olmadan yaşayamam demem zaten… Annem çok önemli sadece…

Ferit Ömeroğlu: Şu anda ne için yüzüyorsun diye sorsam?

Sümeyye Boyacı: Kazanmak için dediğimde insanlar maddi olarak düşünebilirler. Kazanmanın verdiği zevk bir başka bu yüzden diyebiliriz. Bir şeyleri başardığını görünce o duygu değişebiliyor nefretin aşka dönüşmesi gibi yüzmeyle aramda adını koyamadığım bir bağ var.

Ferit Ömeroğlu: Ne kaldı peki daha kazanabilecek?

Sümeyye Boyacı: Şu anda önümde kimse kalmadı. Listeye baktığımız zaman 1. Benim s5 kategorisinde. Dünyadaki tüm yüzücüler arasında s5’lerde 1.ciyim.

Ferit Ömeroğlu: s5’i biraz açar mısın?

Sümeyye Boyacı: Bizim engelli kategorilerimiz oluyor. Bu kategorilerde en ağırdan en iyi duruma kadar gidiyor. S1 sadece boynunu kımıldatan engelliler mesela, s14’ler zihinsel engelliler… Ben de s5’im. Orta segment diyoruz. En çok rakibi olan kulvar s5 oluyor genelde.

“İstiklal Marşını ilk defa o arenada okumak ve okutturmak çok duygulandırmıştı beni”

Herkes değişim ister. Bu değişim döngüsünde de katkı sağlayabilene ne mutlu. Bazen dünyayı değiştirmek için küçük bir kıvılcım yeter derler. Sümeyye azmi, enerjisi, yeteneği, umudu, hayalleri ve başarılarıyla dünyada bir değişime yol açtı bana göre. Ya sen? Değişime inanıyor musun, bunda katkın var mı sence?

Benim gittiğim Avrupa şampiyonalarında daha önce hiç kimse burada İstiklal Marşı’nı okutamadı maalesef. Ben de çok isterdim mesela, çok sık okutturalım. İlk defa okunduğunda orada herkesin gözleri dolmuştu. Bizim takımımız en genç takım. Orada 12 yaşında biri vardı. Artık şu İtalyanların marşını duymaktan bıktım, ezberledik, yeter diyorlardı. Birden bizim marşımız çalınca şaşırmış, çok duygulanmış. Değişim olarak paylaşabileceğim duygu bu aslında… Ülkem içinde insanlara moral olduysa ne mutlu bana…

Beslenme kaynağını merak ediyorum. Başarıya giden yolda motivasyonunu, azmini ve dirayetini zirvede tutmak beraberinde beslenme duygusunu da gerektirir. Beslenme kaynaklarını paylaşabilir misin?

Genelde en yakın arkadaşım ile konuşmak beni rahatlatıyor. Ama onun sporla bir ilgisi yok o yüzden en yakın arkadaşım o.  Çok sinirlendiğim zaman yürüyüş yaparım mesela… İnsanlarla konuşmayı severim ama derdini anlayabilen 100 kişiden 1 kişi çıkabildiği için çok fazla derdimi anlattığım biri yok. Ama en yakın arkadaşım ile konuştuğumda çok rahatlarım.

“Engelli durumu daha iyi olmasına rağmen bizimle aynı kulvarda yarıştırdıkları yarışmacılar oldu.”

Şampiyonluklar yaşadın, engel tabularını başarılarınla yıktın bir anlamda. Peki ya sonrası? Sonraki hedeflerini bizimle paylaşır mısın?

Bu sene 2019 Malezya Dünya Şampiyonası var. 2 yıl önce Meksika Dünya Şampiyonası vardı ve oraya katılan en genç sporcu bendim ve ilk katıldığım dünya şampiyonasında 0.23 sanise ile kürsüyü kaçırmıştım. Çok üzüldüm ve çok ağladım o dönem… O sırada da bir haksızlık olmuştu. Engelli durumu daha iyi olmasına rağmen bizimle aynı kulvarda yarıştırdıkları yarışmacılar oldu. Hatta 2 kişiydi. Biri Kazakistan diğeri de Norveçliydi sanırım. Bu sene düzeltildi o ama yeni haksızlıklar geldi. Hatta görmüşsünüzdür. Benimle birlikte kürsüye çıkan İtalyan bir kız vardı. O normalde çok rahat yürüyebilen, sağlıklı biri. Ama insanların gözüne girebilmek için böyle şeyler yapıyorlar. Ama ben ilahi adalete inanıyorum. Günün birinde 100 defa yediğin tabaktan yiyemezsin. Benim için en büyük hedef (akademik ve sosyal yaşam dışında) Tokyo Olimpiyatlarında, yüzmede cumhuriyet tarihimizin ilk defa istiklal marşı okutan kişisi olabilmek diyebilirim. Şu anda olimpiyatlarda yüzme branşında 1.lik alan kimse olmadı. İlk olmak istiyorum.

Ferit Ömeroğlu: Yüzmenin duygu tarifini yapabilir misin? ☺

Her şeyin azı karar, çoğu zarar demişler ya… Çok fazla yaptığın zaman bir yerden sonra bıkkınlık geliyor. Mesela tatilde havuza girmiyorum bile… Son birkaç yıldır doğru düzgün tatil de yaptığım söylenemez gerçi… (Gülüyor)

“Ailem beni hiç gizlemedi.”

Sosyal yaşamdan herhangi bir sebepten ötürü uzak kalmayı tercih eden engelli bireylere buradan söylemek istediğin mesajlar var mı? Onlar neden sosyalleşmeli, sosyal hayata karıştıklarında neleri kafalarına takmamalı ?

Aslında bunu engellilere değil, normal insanlara söylemeliyim. Engelli bir birey dışarı çıktığında onlara rahatsız edici gözlerle bakıp, hayatı onlar için zorlaştırırsan geçeceği yere park edersen o insan niye dışarı çıkmak istesin ki? Evde wi-fi var, yemek var, her şey bedava… Evden çıkmak istemez kısacası… İnsanların bakışı ve ailenin yetiştirme kültürü de çok önemlidir. Ailem beni hiç gizlemedi. Aksine insanlardan çok bıktığım, yeter dediğim zamanlar oldu. Özellikle 12 yaşındayken ergenliğin ilk zamanlarında çok oldu. Ailem beni daha çok dışarı çıkarttı. Şu anda Eskişehir’de yaşıyorum mesela… Şu anda garip gözlerle bakan en fazla 1 kişi vardır.  

Bu sorunun beraberinde eklemek istiyorum: Toplumda engelli bireylere karşı tutup ve davranışların “olağan” hale geldiğini düşünüyor musun? Şayet hala insanların yaklaşımlarında genel olarak bir problem varsa bu durum nasıl aşılabilir sence?

Bu birazda engellilerin elinde… İnsanların bakmasını engelleyemezsin, gözünü kapatamazsın. Ama sen bir göz aşinalığı yaratabilirsin. Mesela ben bunu yaptığım için Eskişehir’de çok garip bakan yok. Fakat İstanbul’un başka semtine gittiğimde sanki yaratık görmüş gibi bakan insanlar oluyordu. Özellikle 1 yıl önce, daha tanınmıyorken daha sık yaşanıyordu diyebilirim. Bu bir döngü aslında… Sen bakarsın engelli çıkmak istemez, engelli bakar sen çıkmak istemezsin. Böyle…

“Okul idaresi, durumu iyi olan ailelerin çocuklarının benden ötürü psikolojilerinin bozulabileceğini söylemişti.”


Etkilendiğim bir noktayı paylaşmak isterim burada… Genellikle engelli bireyler, sosyalleşme, empati, hayvan hakları vb. konularda tek açıdan, tek pencereden bakmayı sever, ufkumuzu geniş tutmayız. Ama sende sorular ve sorunlar karşısında tespit yaparken her ne olursa olsun iki durumu da değerlendirip, empati kurarak yaklaşıyorsun. Engelli olanların haklarını gözetirken, olmayanlarında düşünce dünyaları ile ilgili duygu ve düşünce paylaşmak büyük değer. Kutluyorum.

Teşekkür ederim öncelikle… Aile de bitiyor aslında… Eğitim çok önemli… Bende bir hastalık var mesela… Sürekli geçmeyen bir sırt ağrısı… Bir gün doktora gittik. Doktorsun sen yani… Bunun kolu yok mu diye tepeden sorular sormuştu. Çok üzülmüştüm. İlkokul zamanlarımda aklıma sürekli geliyor. Hayatımdaki en çok yıprandığım dönemlerdi diyebilirim. Sen daha 7 yaşında minicik bir çocuksun ya. Öğretmen çok kötü davrandığı için onunla konuşmak istemiyordum hiçbir şekilde…  Esasen ilkokula başlayış sürecimde çok sıkıntılıydı. 8 ay geç yazıldım. Çünkü okul idaresi gerekçe olarak, durumu iyi olan ailelerin çocuklarının benden ötürü psikolojilerinin bozulabileceğini iletmişti. Öğretmenimde beni hiçbir zaman kabul etmedi. Sürekli rencide etmekti amacı… Mesela çok basit bir örnek vereyim: ben bana söylediklerinden ötürü konuşmak istemiyordum onunla. O da bir gün,” Sümeyye sen işine geldiğinde benimle konuşuyorsun işine geldiğinde konuşmuyorsun. Ben de tuvaletin geldiğinde annene söylemeyeceğim bakalım ne yapacaksın o zaman?” demişti.

Ferit Ömeroğlu: Hangi okulda okudun bu arada?

Sümeyye Boyacı: İsmini vermeyeyim, boşver.

Gençliğine vurgu yapmak istiyorum. Genç yaşta gelen başarıyı her genç yönetemez genelde. Başarı beraberinde pek çok sınava da tabi tutar aslında insanları… Sen bu konuda farkındalık sahibi, tevazudan vazgeçmeyen güçlü bir karaktersin. Toplumda başarıya genç yaşta ulaşmış (her branş, meslek gruplarından olabilir) kişilerle ilgili yorumun nedir?

Burada yetişme tarzı çok mühim… Kendimden örnek vereyim. Ailem beni çok iyi yetiştirdi. Onların başarısı olarak görüyorum kendimi… Her insan yanlışa düşebilir, benimde düşeceğim yanlışlar olabilir. Ama annem, babam, hocalarım ve çevrem yanımda oldukları sürece doğruyu bir şekilde bulurum diye düşünüyorum. Başarı da başarısızlıkta tek bir kişiye yüklenilecek duygu değil. Annem kamplara benimle geliyor mesela… Küçük kardeşim evde tek başına kalmak zorunda kalıyor. Aynı zamanda babamda öyle… Antrenörlerimiz küçük çocuğunu, eşini bırakıp geliyor. Hepimiz bir şeylerden fedakarlık yapıyoruz, yapmalıyız.

“Acun Ilıcalı ile tanışmak beni çok heyecanlandırırdı, ah keşke olsa…”

“Ya her tebrik, her kutlamanın yeri bende ayrı ama O’nunla tanışmak, O’nun beni kutlaması beni çok mutlu ederdi” dediğin bir isim var mı?

Acun Ilıcalı arasa ve bir şekilde tanışsak şahane olurdu. Çok isterdim. Çok telefon aldım, çok güzel etkileşimler ve geri dönüşler oldu fakat Acun Ilıcalı ile tanışmak beni çok heyecanlandırırdı muhtemelen. Ah keşke olsa… Arıyormuş bir de… (gülümsüyor) Benimki de söz işte, görür mü kim bilir?

Müzikle aran nasıl?

Dinlemeyi çok severim. Mesela son zamanlarda Simge’nin “öpücem” şarkısı çok hoşuma gidiyor. Sizde konuk almışsınız daha önce, izledim o bölümü…

İzlemene çok sevindim, konuklarımızın geçmiş içeriklerimize bakarak gelmesi çok mutlu ediyor. Simge’de çok tatlı bir şarkıcı… Çok keyif almıştık o bölümde…

“Demet Akalın beni konserine davet etmişti, çok mutlu oldum.”


Diğer soruya geleyim: Kim Bir Milyon İster yarışmasındaki performansın çok konuşuldu. Neler hissettin? Orada yarışmak nasıl bir duyguydu?


Gerçekten çok heyecanlı bir atmosferi vardı. Olabildiğince heyecanımı bastırmaya çalıştım. Mesela prova yaptık önce bir iki soruyla… Tabi ki orada sorulan sorulardan farklıydı. O sorularda çok zordu ve daha çok heyecanlandım. “Allah’ım nasıl nefes alacağım ben” diyordum. Sonrasında soru soruldukça heyecanım daha çok arttı. Yarışma çekileli epey olmuştu,  sonrasında Eskişehir’e döndüğümde yayınlandığı gece çevrem, “ne kadar sakin görünüyorsun” dediklerinde “bir de siz benim içimi görün diyesim” gelmişti.


Selam göndermek istediğin kimse var mı? İlk defa soruyorum bunu… Sümeyye Boyacı kimlere selam söylüyor?

Beni yetiştiren antrenörlerime, okuluma, müdürlerime başta söyleyeyim. Sonra programlardan sonra neden selam göndermedin diyorlar. (gülüyor) Demet Akalın’a selam gönderelim. Bu konularda çok duyarlı. Beni konserine davet etmişti. Mabel Matiz hayranıyım, çok seviyorum şarkılarını da kendisini de… Ona da buradan selamlar…

“Magazin sayfalarında “şampiyon Murat Boz ile konuştu” başlıkları atıldı.”

Burada son bir şey de açıklayayım. İlk şampiyon olduğum sene benim adıma fake hesap açılmış. Kim olduğunu tahmin ediyorum da neyse… Ama hesabı görseniz Gökhan Töre bile takip ediyor. Ben çıldırıyorum.

Asıl haber bu ya…. Hesap kapanmadı mı?

1 gün sonra kapandı da o 1 gün benim için yıl oldu dersem yeridir. Murat Bozla bile konuşmuş. Sonra magazin sayfalarında “şampiyon Murat Boz ile buluştu” başlıkları atıldı. Neyse ki mavi tik hesabıma tanımlandı da artık böyle bir problem yaşamayız diye umuyorum. (gülüyor)


Merhaba ben Deniz. 1991 İzmir doğumluyum ve psikoloji mezunuyum. Araştırma yapmayı ve yeni bilgiler öğrenmeyi çok severim. Part-time olarak da faydalı olabilecek bilgileri yazıya dökerek sizlere aktarmaya çalışıyorum. Takipte kalın, bilgiyle dolun.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir