Çağla Özavcı: Vücudumun Malzeme Yapılmasını İstemiyorum

Sen Anlat Karadeniz dizisinde canlandırdığı Nazar karakteriyle milyonların ilgisi ve beğenisini kazanan Çağla Özavcı ile buluştuk bu hafta…

Önceden söz verdiği için set yoğunluğunda, olumsuz hava koşulları olmasına rağmen Trabzon’dan gelip vakit ayırdı bize… Saygı duyulacak, “vayyy” denebilecek, kutlayacak veya iyi dileklerde bulunulacak çok noktası var Çağla’nın… Ancak O’nu farklılaştıran ve bugün için kıymetli kılan, hayli başarılı bir projenin içerisinde izleyenleri çok etkileyen bir karakteri canlandırmasının ötesinde gördüğü ilgi ve alaka karşısında tevazuyu ve ayakların yere basmasını elden bırakmaması diyebilirim.

Hemen sohbetimize geçelim.

Ferit ÖMEROĞLU / Özel Haber
f.omeroglu@eniyikadin.com

Trabzon’da sokakta geziyorum, esnafla konuşuyorum. Bunların bana çok güzel geri dönüşü oluyor

Ferit Ömeroğlu: Her büyük şehirde yaşayanın küçük şehir deneyimi, her küçük şehirde yaşayanın da büyük şehir deneyimi olmalı derler. Katılıyor musunuz? İzmir’de doğdunuz. 1 yıldan uzun süredir de dizi için Trabzon’dasınız. Siz bu deneyimleri elde ettiniz. His paylaşımını yapar mısınız?

Çağla Özavcı: Tabi ki ben toprağıma geri dönemiyorum. İzmir’den bir çıktım üniversite için Isparta dört yıl, Isparta’dan sonra İstanbul dört yıl, şimdi de Trabzon. Evet her şehrin bana kattığı çok deneyim var. Öncelikle yaşadığın şehre alışma süreci var. En çok rahatsız eden, İstanbul’a geldiğimde bu şehrin haritası kafamda yoktu. Her yeri karıştırıyorum, kocaman bir dünya gibi geliyor ve birbirinde faklı insanlar tanıyorsunuz. İçindeyken değil uzak kalınca anlıyorsunuz İzmir’in güzelliğini… O yıllara dönemediğim için şimdilerde anlıyorum kıymetini. Güler yüzüyle, sıcakkanlılığıyla başkadır benim memleketim diyebilirim sanırım. (gülüyor) Her yaşadığım şehrin bana çok büyük tecrübeleri var. Öncelikle çok çok farklı insanları tanıyorum ve ben keşif etmeyi, sokağa çıkmayı seven bir insanım. Sokakta geziyorum, esnafla konuşuyorum bunların bana çok güzel geri dönüşü oluyor. Ben de gözlemliyorum çok keyifli geçiyor gezmeyi, görmeyi çok seven bir insanım.

Sen Anlat Karadeniz’de canlandırdığınız karakterin size en çok benzeyen yönü hangisi?

Dik kafalılığı diyebilirim. Dik kafalıyım ben biraz… “Yapacağım,edeceğim kafası…”(Gülüyor) İkna edilmesi zor birisi değilim.Mantıklıysa, aklıma yatıyorsa zor birisi değilim. Ama aklına koyduğunu da yapan birisiyim. Yaramaz bir çocuktum belki de onun etkisi de var Aslında Nazar’la benzediğimiz çok yönümüz var. Bir ablam var.Aramızda 2 yaş var. O sürekli evde olayım derdi. Ama ben ise sürekli sokakta gazoz kapağı toplardım. Küçük bir anı paylaşayım. Yurt dışından gelen akrabamı kaybetmişliğim var.“Hadi gel gazoz kapağı toplayacağız” diyerek… Küçücük çocuğum ve kayboluyorsun ara sokaklarda…

“İlkyıllarımda, kabul edildiğim ve anlaştığım işte bir mankeni alıp beni devre dışı bırakmışlardı.”

Hit bir dizide önemli bir karakteri başarıyla canlandırıyorsunuz ve tahminim aldığınız geri dönüşler muazzam. Fakat başarısızlık hikayeleri daha çok dikkat çeker, ilham verir okurlara genelde.Sizin paylaşabileceğiniz bir başarısızlık hikayeniz var mı ?

Birçok başarısızlık hikayem var. Boyumu yaşımı aşacak kadar. Bu başarısızlık zaten beni bir başarıya ulaştırdı bence… Şu an eğer bir şeyin geri dönüşünü alıyorsam;sabretmenin, yılmamanın, hareket etmenin meyvelerini alıyorum. Çok kırıldığım, çok pes ettiğim nokta oldu. Bir oyuncu olarak özellikle… Bu sektörde mesela İstanbul’a geldiğimde önümden manken yürüten yapımlarda oldu. Kabul edildiğim ve anlaştığım işte benim yerime bir mankeni alıp devre dışı bırakmışlardı falan filan…

Hayal kırıklığı yaşamaya alıştınız mı?

Her geçen yıl yavaş yavaş alışıyorum. Evet artık daha sakin karşılıyorum, evet daha sakinim çünkü biliyorum bunun sonrasında bir şey gelecek, güzel bir şey olacak diye bekliyorum.

“Sen Anlat Karadeniz projesinin geliş şekli çok güzeldi”

Bu soruyu aslında 2 farklı açıdan ele alıp, değerlendirirseniz çok sevinirim. Mesleğiniz oldukça zor. Devam ettirebilmek, ayakta kalabilmek, üretmek, yılmamak… Hiç pes ettiğiniz ve kal geldiği bir dönem oldu mu kariyerinizde? 2 farklı açıdan cevap kastımızda şu: Oyuncu olmak isteyen gençler için ve de herhangi bir meslek hayali olanlar için cevabınız bir mesaj niteliğinde olacaktır.

Sürekli pes ediyorum ama hayır yapacağım, bu yüzden oyunculuğu bırakamam deyip devam ediyorum. Kolektif bir iş yapıyoruz. Çok kalabalık, her şeye müdahale edemiyorsun ve herkes senin duyduğun kadar saygı duymuyor yaptığın işe… Bunu görüyorsun. Yani bu bulunduğun ortamla ilgili değil ben çok güzel bir setteyim, bu proje bana gelirken geliş şekli çok güzeldi, çalışılmıştı. İlk defa menajerime ya karakter kaç yaşındaymış, şöyle miymiş, ne demek bilgi vermiyorlar?Demedim.  O kadar güzel bir sunum dosyası geldi ki sadece benim değil,dizideki bütün karakterlerin, ablamın bile ne düşündüğünü ve vereceği odition metnini görüyordum. Bu bir oyuncu için çok büyük bir şey… Çünkü ben bilmeden oynayamam.

Ben Çağla Özavcı ile röportaj yapsaydım bunu sorardım dediğiniz 2 soru alabilir miyiz sizden? 🙂

Mümkün mü Çağlacığım? derdim. Sadece bunu sorardım. Çağla’da derdi ki mümkün! İnsan yapmış, insan bozar, insan değiştirir ve yapar derdim. Bu her şey için böyle. Bunu sorardım sanırım.

Şöyle bir aforizmadan oluşsun sorumuz. Bu röportaj sonrası sizinle iyi ilişkilerimiz gelişti ve PR Danışmanlığınızı üstlendik diyelim.(Elif Hanım yerinde gözümüz var sanmasın 🙂 Netflix ile çok ciddi yatırımlı bir projede başrol olmanız için toplantıya gidiyoruz ekipçe.. Sorular şıklı olacak.

A) Hangi temada dizinin, hangi karakteri size en uygun olanı olurdu?

B)Orada sizin PR’ınızı nasıl yaparsak “iyi ki sizinle çalışıyorum” derdiniz?

A)Çok istediğim bir karakter var ama Netflix de değil. Netflix bünyesine alsın hemen bence… Danimarka yapımı bir iş, Bron Broen yani Köprü isimli, karakterin adını biliyorum oynayan kişinin adını bilmiyorum Saga Noren. O rolü oynamak isterdim yani tekrar tekrar izlediğimde daha çok hoşuma gidiyor. Bence çok başarılı, çok güzel bir karakter. O karakteri oynamayı çok isterdim.

B)Pr’ı boş verin. Beni insanlarla tanıştırın, ben insanlarla konuşayım.Anlaşabilirsek çalışırız, anlaşamazsak çalışamayız çünkü siz değil ben çalışacağım.

Egomu dizginlemeyi öğrenmeliyim ve öleceğimi unutmamalıyım

İyi bir oyuncuda olma(ma)sı gereken özellikler nelerdir sizce?

Kendimde olmaması gereken şeyleri söyleyebilirim. Bir oyuncu olarak disiplinli olmalıyım, herkese saygı duymalıyım, egomu dizginlemeliyim, egomu sürekli dizginlemeliyim çünkü o şaşabilen bir şey… Hepimizde var olan ve oynayan bir duygu… Egomu dizginlemeyi öğrenmeliyim ve öleceğimi unutmamalıyım. İnsanlar olarak öleceğimizi unuttuğumuz an hastalıklara başlıyoruz.Oyuncu, inşaatçı, taksici, o, bu, şu… Hepsinin öncelikle iyi bir insan olmaya çalışması gerekiyor ve çok zor bu…Öfkeleniyoruz, sinirleniyoruz, haksızlık yapıyoruz belki, bazen dedikodu yapıyoruz. Ben çok iyi bir insan değilim ama iyi bir insan olmaya çalışıyorum.Bu kötü ve kara dönemlere girdiğimde beni çıkarabilecek çok güzel insanlar var yanımda, bence oradan geçiyor. İyi bir insan olmak önemli, sonrası geliyor zaten… Saygı duymaya çalışıyorsun, disiplinli olup kimsenin işini aksatmamaya çalışıyorsun, egonu dizginliyorsun. Dünyanın en tepesinde olan sen değilsin çünkü… Şöhret vb. duyguların hepsi geçici,bunu söyleyebilirim. Başkasında ne olmamalı diye bakmadım hiçbir zaman ben ne yapmamalıyım diye baktım. Bir oyuncuda kibir çok olmamalı… Öyle değil mi?

Sen Anlat Karadeniz izleyicileri ve sizin fanlarınızla ilgili, “onlara vermek istediğiniz bir mesaj var mı?” diye sormazsam linç yerim diye düşünüyorum 🙂 Neler paylaşmak istersiniz?

Ne söyleyebilirim? Kendilerini geliştirsinler. Çok mutlu oluyorum.Benim canlandırdığım karakterle ben onlara bir duygu hissettirebiliyorsam, insanların burun direklerini sızlattırabiliyorsam, bazıları ağlayabiliyorsa benim için dünyanın en güzel şeyi… Çok yorgun dönemimde size bir kargo var denilip, içinden bir defter çıkıp, defterin içine çok genç arkadaşlarımın, küçük hayranlarımın çok güzel, naif duygularla bir şey yazması çok özel bir duygu…Kendileri olmaya çalışsınlar, birbirlerini bulmaya çalışsınlar,başkaları o onu elemiş, o böyle yazmış, aman Çağla’ya da bu denir mi? Denir arkadaşlar… Milletin ağzı torba değil büzesin.Her şeyi der, ben uğraşmıyorum bunları düzeltmekle… Siz de hiç yapmayın. Kendinize bakın. Ne güzel seviyorsunuz beni,görüyorum çok güzel ama hayatınızın odağı da ben olmamalıyım ve bana gelen kendince düşündükleri kötü, zararlı şeyleri benden daha çok temizlemeye çalışma çabaları var. Yazık,yapmasınlar. Enerjilerine yazık çünkü… Ben uğraşmıyorum.

“Bana kayıp bir genç olarak bakan dayılarım vardı selam olsun”

Farkındalık duygusu olan her insan beraberinde empati yeteneğini de geliştirmiştir şüphesiz. Bir röportajınızı okudum.“Karadeniz’de 90 yaşında kalp hastası komşunuz ile ilgili,bir şeyle dolduruyor hayatını. Hayatında geçirdiği kötü olaylara bağlanıp yaşamıyor. Şu anda nasıl yararlı olabilirime bakıyor demişsiniz. Sorusu da “ Trabzon’da edindiğiniz tecrübe” ile ilgiliymiş. Fevkalade daha farklı cevaplar verilebilirdi ama siz tecrübeyi gözlemlerinizdeki mucizelerin toplamı görüyorsunuz anladığım kadarıyla. Şayet böyleyse, ne zamandan beri bu bilinçtesiniz?

Bilincin neresindeyim acaba? Bilinçli olmaya çalışan bir bireyim. Anlamaya ve gözlemlemeye çalışan bireyim kendimi bildim bileli… Ben meraklı bir insanım. Yerinde duramayan, hiperaktif bir insanım.Sokaktan eve girmezdim, erkek çocuğu gibiydim. Dedemin bayındırda zeytinliği vardır, üzüm bağları bir şeyler… Oralarda deli gibi koşayım, üzüm keselim, bir şey yapalım… Sürekli hareket, gözlem ve bir şey yapmayla geçti zaten. Zamanla öğreniyorsunuz taktığınız şeyleri takmamayı, kırıldığınız şeylere kırılmamayı çünkü kendi hayatımda başardığım şeyler var, bana üniversite kazanamazsın diyen, bana kayıp bir genç olarak bakan dayılarım vardı selam olsunve ben üniversiteyi kazandım da, okudum da. Ben onların kafasına göre İstanbul’a gelip şöhret olmaya ya da orada burada oynamak isteyen biri olarak görünüyordum ama o kafada bir insan değildim ve ben onlara bunu kanıtladım. En başta zaten bir şeyleri kanıtlayarak başladım bu hayata… Bakın yapacağım, bakın yaptım. Mümkün olduğu kadar da hiçbirinden destek almadan okumaya çalıştım, buraya geldiğimde de hiçbirinden yardım almadan tutunmaya çalıştım ve çok güzel insanlarla da karşılaştım, çok güzel insanlar var.

Takip edilen sevilen, kitlesi olan bir oyuncu olarak kaybolmamayı nasıl başarıyorsunuz?

Hala kayboluyorum. Kaybolduğumda tekrar “aa buradaymışım” diyorum.Şu an burada anlattığım her şeyi hayatımda yüzde yüz başarıyorum diye bir şey yok… Ama bir sorunla karşılaştığımda kendime diyorum “tamam Çağla kırıldın bir şey oldu,hallederiz abi, halledeceksin hoop…” Hayat bundan ibaret değil mi zaten? Kaybolup kaybolup bulacağım ki kendimi sonra güzel bir insan olabileyim. İyi bir insan olmaya çalışıyorum tek cevabım bu.

Vücudumun malzeme yapılmasını istemiyorum”


Mesleki anlamda herhangi bir sınırınız ya da tabunuz var mı?

Bazı şeyler saçma geliyor. Ben bir oyuncuyum ve bir dergiye bikiniyle kapak olmak bana saçma geliyor. Çünkü nedenini anlamıyorum.Anlamadığım bir şeyi de yapmak istemiyorum aslında bu kadar basit… Yani bana kabul ettiremeyeceğin şeyler bu oluyor, anlıyormusunuz? Türkiye’nin en iyi dergisi olsun. Neden poz vereyim ki şuan? Ben zaten öyle de giyinen bir insanım, plajda da vakit geçiren bir insanım, neden orada olayım? Para mı başka bir şey mi?İstemem öyle bir şey yapmayı… Kendimce yaşama biçimim var,istediğim şeyler, istemediğim şeyler… Bunun bilincindeyim ona göre hareket ediyorum. Tabum yok. “Ben bikiniyle görünmekten korkuyorum” gibi bir şey değil bu… Benim vücudumun malzeme yapılmasını istemiyorum. Metalaşmak istemiyorum. Bu kadar basit aslında… Çünkü ben hayat kadınını da oynarım. Eğer projeye inanıyorsam sevişme sahnesi de oynarım. Çok ayrı şeyler bunlar ama kapak olmam. Yüzümü de kapak yapabilecekken neden beni bikiniyle kapak yapmayı tercih ediyorsunuz? Diye sorarım neden,neye hizmet edecek, neyinize yarayacak? Anlamadığım yerde de tamam bunu yapmama gerek yok, bunu yapmam derim.

Nazar Çağla’yı sevdi, biliyoruz ve görüyoruz bunu. Peki Çağla’nın Nazar ile arası nasıl?

Her gün beş çayı içiyoruz. Duygusal olarak da güzel, onu anlıyorum. İşte ilk zamanlarda Nefes gibi bütün izleyenlerin sempatisini kazanmış karaktere karşı bir karakteri oynuyorum. İlk zamanlarda çok tepki alıyordum. Senin ablan da niye böyle, sen niye böyle yapıyorsun?İlk başta, “teyzeciğim o dizi” diyordum. Baktım olmuyor sonra anlatmaya başladım. “Allah aşkına teyzeciğim ya senin kızına böyle Tahir gibi birisi geldi, ablam benim biricik göz ağrım,annesinin işte, o kadar seviyorum, bir şey yapıyorum, ablamı bu kadar üzdüler, ben ne yapacağım Nazar olarak” deyince teyze,“heee doğru diyorsun” demeye başladı. Oradan anlıyorlar. Ben Nazarı anlıyorum, en başından beri o çektiği silahta da arkasındayım, yaptığı her hareketinde arkasındayım. Çünkü onun bir motivasyonu var. Ben bir karakteri canlandırıyorum. Ben o karakterin içimdeyim. Dışından bakmıyorum, insanlar dışından bakıyor.

Set anısı var mı paylaşabileceğiniz?

Daha iki gün önce yaşadığım set anısını anlatmak istiyorum. Beş kadının çekimi yapılıyor. Öykü şarkı söyleyecek sesini açması lazım. Karavana girdim. Mezdeke çalıyor. Çünkü harekette etmesi gerekiyor alanın, kısıtlı ısınman gerekiyor.Bana da müzik dedin mi kapı gıcırtısına oynarım. Düğünler egitmeyi hiç istemem çünkü düğün sahibinden daha çok oynarım,inmem pistten. (gülüyor) Onu öyle görünce bende başladım oynamaya… Sonra şu kısmı var: “veliley veliley veliley”diye… Öykü onu “Veli Bey Veli Bey” diye çevirdi. Bizim yönetmenimiz Veli Çelik. Biz gülmeye başladık. “Ay çok tatlı oldu, biz bunu Veli Hoca’ya yapalım” dedik. Ardında da diğer oyuncularla birlikte beş kişiydik onlara da söyledik. Yan karavanda çalıştık, koreografi yaptık baya… Tam Veli Bey kısmın da “Veli Bey Veli Bey” diye söyledik. Tam kayıta gireceğimiz anda çokta ağır bir sahnedeyiz. Hapishanedeyiz,koğuştayız. Hoca bekliyor, herkeste tamam duyguya girecekler,ağlayacaklar. Hoca çıktı,” tamam arkadaşlar kayıt” dedi.Hepimiz ranzalardan indik. Herkes ne olduğunu fark etmiyor. Kamera kayda girdi ve beş kadın aynı anda “mezdeke” oynuyor. Anlam veremiyorlar ama son kısımda “Veli Bey Veli Bey” kısmında herkes gülmeye başladı. Çok tatlı bir ekiple çalışıyorum, çok mutluyum. Oyuncular, set arkası… Her şey birbirini anlamak üzere, birbirine saygı duyma üzerine, birbirine önem veriyor insanlar ben çok mutluyum bundan dolayı hepsine de selam söylüyorum buradan.

“Tüm hatalarım şu an ki beni oluştururdu”

Dünyaya bir daha gelsem aynı hatayı yaparım dediğiniz bir “iyi ki”niz var mı hayatta?

Tüm hatalarım. Tüm hatalarım şu an ki beni oluştururdu çünkü ve tüm hatalarımla barışmayı, onların bir hata olmadığını,ilerlediğim yolda beni ben yaptığını öğrendim.

İlk önce parayı yok ederdim”

Tek kelimelik soru sorsam. Öncesi ve sonrası olmasa. Geldiği gibi, ilk aklınıza gelenle cevaplasanız ve sorum “Neden?” olsa ne söylersiniz?

Neden varım? Bu olur. Çünkü bu üzerine de düşündüğüm bir şey…Her şeyin nedenini sormayı çok severim. Neden bunu yapayım, neden bu böyle oluyor? Bu çocukluğumdan beri böyle ve bence her insan hayatta neden var olduğunu ya da yaptığı şeylerin nedenini sorsa zaten birçok şey çözülecek. Sonuca ulaşmak gibi bir gayem oluyor tabi ki o senin sorduğun neden sorusu düşünceden düşünceye sevk ediyor ve tabi ki tıkandığım yerlerde oluyor ama çözüyorsun.

Dünyayı değiştirmek için size yetki verileceğini söyleseler bu göreve talip olur muydunuz yoksa “ değişmeyen tek şey değişimin kendisi zaten, kim ne yapıyorsa yapsın “ mı derdiniz?

Ben çabalayacağım ama sonunda değişecek mi dünya? Talip olurum ya…Değiştirmek isterim dünyayı çünkü çok kötü vaziyet… Bir yerden başlamam gerekirse ilk önce parayı yok ederdim herhalde… Çünkü insanlar birbirini öldürüyor. Hepsi paradan çıkıyor. En azından minimalize yaşamayı öğretirdim insanlara…Sürekli ya da her gün mesaj atardım “öleceksiniz, hatırlayın,unutmayın” diye… Ama birçok insan istese değişeceğini düşünüyorum. Demek ki dilimizde o kadar iyiyiz de reelde zor değişiyor bazı şeyler…

Güzel sever misiniz?

Kim sevmez? Güzel insan severim. Aslında yeni yeni öğreniyorum çünkü sevmeyi bilmiyormuşum diyemem insanın içindeki öfkeyi bastırmasıyla alakalı bir şey bu… Güzel sevmek sadakattir,güzel sevmek bir insanı düşünmektir sadece kendini düşünmek değil, yanındakini de düşünebilmek… O yüzden sevmek çok önemli, kendiniz dışında birini de düşünmeye başlıyorsunuz.Bu dünyada empati kuruyorsunuz. Yapmanız gereken en önemli şeylerden birisi. Yoğunluk sevmeye engel de olabiliyor.

Merhaba ben Deniz. 1991 İzmir doğumluyum ve psikoloji mezunuyum. Araştırma yapmayı ve yeni bilgiler öğrenmeyi çok severim. Part-time olarak da faydalı olabilecek bilgileri yazıya dökerek sizlere aktarmaya çalışıyorum. Takipte kalın, bilgiyle dolun.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir