Zeynep Bugay:Hayat ve İlişkilere Dair-Dört Yol Ağzı

Sol kulağının üzerinde bir et beni vardı. Boğaz kısmı dar olan herhangi bir kazağı veya tişörtü giymeye çalıştığında bir parça kumaş mutlaka o et benine takılıyor ve kanıyordu. Canı yanıyordu. Dahası gündelik hayatta da elini o bene dokundurmaktan, yerli yersiz onunla oynamaktan alıkoyamıyordu. Yazdı, sıcaktı, terlediğinde benin çevresi irite oluyor ve mikrop kapmaması için de dezenfekte etmesi ve tentürdiyot sürmesi gerekiyordu. Kulağındaki o kahverengi kırmızı renkten ötürü herkes onun benine bakıyormuş gibi geliyordu, utanıyordu… Kısacası aklı fikri bir tek o noktadaydı.

Annesine bu benle ilgili ne yapabileceklerini sordu. İşin gerçeği ilk fırsatta onu bir doktora götürmesini ve beni almalarını umuyordu. Küçük bir operasyonla kulağındaki çıkıntıdan kurtulacağını ve kısa bir süre sonra da atacakları az sayıdaki dikişin ya kendiliğinden düşeceğini ya da alınacağını düşünüyordu. Canının yanacağını pek sanmıyordu ne de olsa o bölgeye mutlaka lokal anestezi uygulanırdı dahası canını sıkan, görüntüsünü daha da çirkinleştiren bu çatal uçlu ucube benden kurtuluşu da cabası olacaktı. Zaten hiç güzel sayılmazdı. Arkadaşlarının arasında kilosundan ötürü sürtünen bacakları, oturduğunda katlanan göbeği ve tombik kollarıyla cazibe sıralamasında sonlarda geliyordu. Belki onunla çok açıktan alay etmiyorlardı ama leylek misali ince ve biçimli olan diğer arkadaşlarıyla kendisini kıyasladığında asla baş tacı edilmeyeceğini çok iyi biliyor ve duruma içerliyordu…

Her zaman bilimsel çözümlerden yana olan annesi nedendir bilinmez bu sefer “Yeni ayın ilk gününde dört yol ağzına gitmesi, işaret parmağına bir parça tereyağı alması ve o yağ erirken üzerine 3 İhlas 1 Fatiha okuması gerektiği, yağın ay ışığında eridiği gibi kulağındaki benin de eriyip yok olması niyetini sözlü olarak ifade etmesi ve bunu 7 gece tekrar etmesi” gerektiği bilgisiyle geldi. Küçük kız duyduklarına çok şaşırmıştı ama annesinin ne kadar ciddi bir kadın olduğunu da bildiği için bu alışılagelmedik önerisinden şüphe etmemeyi seçmişti. “Neden dört yol ağzı olmalı da yokuş başı değil?” veya “Niçin yeni ayın ilk günü bunu yapacağım da dolunay zamanı değil?” gibi sorular aklına gelse de bunların hiç birisini sormamayı yeğlemişti. İşittiğine göre bunları annesi Ayşe Hanım’ı onun annesinin kaybından sonra büyütmüş olan Pomak kökenli, evlatlık Fatma ablası tavsiye etmişti. Fatma Hanım dini bütün, böylesi eski ve sırlı uygulamaları bilen bir kadındı. O da bir kul olduğu için bildiğinden elbette sual olunabilirdi ama en azından bir defa denemekten de bir şey kaybetmeyecekleri aşikardı. O yüzden tavsiyeye uymaya karar verdi.

Birkaç gün sonra yeni ay vardı. Küçük kız adadaki Köşklü Sokak’taki dört yol ağzına eline bir parça tereyağı alarak çıktı. Etrafı çekinerek gözledi, kimseye denk gelmek ve ne yaptığını izah etmek istemiyordu. Neyse ki yemek saatiydi ve herkes ailesiyle birlikte sofrada olduğu için sokaklar boştu. Biraz olsun rahatladığında berrak gökyüzündeki incecik aya bakarak aklına gelenleri samimiyetle ifade ederek Ay’la konuşmaya başladı: “Zaten kendimi şişman olduğum için pek sevmiyorum bir de bu kulağımdaki et beni yüzünden kendimi iyicene kötü hissediyorum. İnan işe yarayacak mı bilmiyorum ama seninle konuşurken çoktan parmağımda erimiş olan şu tereyağı gibi kulağımdaki beni de eritip, yok olmasını dilememi söyledi annem. Şey, sanırım bir de dualar okumam gerekiyormuş, onları da ezbere bilmediğim için kâğıttan okuyacağım, umarım alınmazsın…” dedi ve duaları gökyüzüne doğru biraz aksak bir şekilde okudu. Bitirdiğinde tereyağlı parmağını iyicene vıcık vıcık olup akmasın diye üzerine sürttü ve oyalanmaksızın evine döndü. Devam eden 7 gece de benzeri bir çekingenlikle aynı yere geldi, benzeri konuşmaları yaptı ve kâğıttan dualarını okuyup, hızla evine döndü.

2-3 hafta sonra bir öğlen uykusundan uyandığında kulağındaki et beninin tamamen kuruduğunu ve parçaların yatağına döküldüğünü gördü. Kulağında o benden geriye sadece kahverengi küçük bir leke kalmıştı. Bunun onun gönülden ricasından ötürü mü yoksa temiz niyetle uygulamaya çalıştığı ritüelden ötürü mü olduğunu bilmiyordu. Çok sevinmişti. Mutlulukla annesine gidip, kulağını gösterdi. Dileği kabul olmuş, o sıkıntıdan kurtulmuştu.

Yıllar geçip gizli ilimlere merak sardığında ve bu konuda ciddi bir eğitim aldığında o gece uyguladıklarının anlamlarını, teknik manada izahatlarını tek tek biliyordu ama hiçbirisinin niyet denen şeyden daha önemli olmadığını da kavramıştı. Ne de olsa bu hayatta her şey niyetler dahilinde şekilleniyordu ve bireyleri ağızlarından çıkan sözler ya da kalplerinden geçen duygular veya akıllarında dolanan baskın düşünceler özelinde ya da bunların hepsinin toplamı dahilinde belki de hiç tartılmamış yerlere, olaylara, durumlara sürüklüyordu. O yüzden eskilerin dediği gibi “Artık eksik dilek dilememek”, niyetleri tam olarak düşünüp, eksiksiz ve hayırlı bir şekilde ifade etmek gerekiyordu. Gerisi zaman içerisinde Yaradan’ın izni ve iradesi dahilinde o niyetin gerçek olması ve bireyin de bunu deneyimlemesinden ibaretti. Dört yol ağzı, yeni ay ve tereyağı gibi detaylar sadece teferruattı asıl olan temiz niyet, hayırlı ve candan sözdü. Tüm bu samimi ruh adayı çevreleyen suyun hafızasına yazılıp evrene yansımıştı, geriye de yıllar sonra anlatılası hikayesi kalmıştı…

Merhaba ben Deniz. 1991 İzmir doğumluyum ve psikoloji mezunuyum. Araştırma yapmayı ve yeni bilgiler öğrenmeyi çok severim. Part-time olarak da faydalı olabilecek bilgileri yazıya dökerek sizlere aktarmaya çalışıyorum. Takipte kalın, bilgiyle dolun.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir