Sıcak Kemoterapi kanser hastaları için umut olmuş durumda

İçerik


Türkiye’nin genç yaşta başarılı kariyere ulaşmış kadın cerrahları ile buluştuk bu hafta… Kendi alanları Genel Cerrahi olmasına karşın yan dalda Koşuyolu Kalp Hastanesi Gastroenteroloji Cerrahisinde kendilerini yetiştiriyorlar. O da yetmiyor, Sağlık Bilimleri Üniversitesi’nde moleküler onkoloji doktora programında öğrenciliklerini devam ettiriyorlar. 15 saati aşan kanser ameliyatları, sıcak kemoterapi uygulamaları ile hayli yoğun bir çalışma hayatları var. Hekimliğin formasyonunu okudukları kitaplarda, aldıkları aile eğitiminde ve yaşadıkları hayatın muhtelif kısımlarında almışlar. Her ne kadar yorgun, bitkin ve zihnen bitik olursak olalım herhangi bir hastaya karşı bilgi verirken hep pozitif olmalıyız diyorlar.

Cerrah olmayı, kadın cerrah olmayı,hayat kurtarmayı, kanseri, hastalıkları, sıcak kemoterapiyi,moleküler kanser tıbbının ne olduğunu, ameliyathane dışında vakitlerinin nasıl geçtiğini, his tariflerini kısaca her şeyi sorduk ve tüm samimiyetleriyle cevapladılar.


Gözlerindeki yorgunluk,zihinlerindeki hasta rutinleri ve türlü düşünceler, dillerinde gizledikleri literatürlerin ötesinde bir sıcakkanlılık ile karşıladılar bizleri.

O halde ne bekliyoruz?

Hemen tanıyalım ve keşfedelim ülkemizin inci değerindeki kadın cerrahlarını…

İşte satır başları;

Deniz Yaşayan / eniyikadin.com

Deniz Yaşayan: Kişisel olarak sizi tanımak istiyoruz. Nerede, nasıl bir ailede ve sosyal çevrede doğdunuz, büyüdünüz, eğitim hayatınız nasıldı,büyüdüğünüz yer, çevre ve eğitim hayatınızın şimdiki siz olmanızdaki etkisi nasıldı?

Esin Kaplan: Öğretmen bir babanın, ev hanımı bir annenin ilk çocuğuyum. 3 tane de kardeşim var. Genel olarak babamın görevinden dolayı farklı şehirlerde okudum. Bu genelde İç Anadolu ağırlıklıydı.Bulunduğum çevreye bakarsak aslında erkek egemen toplum dediğimiz şeyin yoğun olarak görüldüğü bir çevreydi. Benim ailem tarafından asla sen kızsın geride kal veya sen şunu yapamazsın tarzı şeylerle karşılaşmadım. Bunun kendime olan özgüven açısından üzerimde etkili olduğunu düşünüyorum.. Annem her zaman kendine özgüveni yüksek olan, korkusuz bir insandır. Her zaman onu örnek alırım kendime. Babam da aynı şekilde destekleyici olmuştur. Cerrah olmayı istediğimi söylediğim zaman ikisi de çok memnun kaldılar bu dururumdan.

Özlem Zeliha Sert: Mersinin Tarsus ilçesinde büyüdüm, 9 yaşına kadar Konya da bulundum.Annem babam öğretmen olduğu için değişik yerlerde bulundum.Eğitime düşkün bir aile yapısıyla büyüdüm. 1 abim var ve ikimizin de ne yaparsak yapalım, hangi mesleği yaptığımızın önemli olmadığını, okumamız gerektiğini, kendi ayaklarımızın üstünde ancak bu şekilde durabileceğimizi, ekonomik özgürlüğümüzü mutlaka elde etmemiz gerektiğini sıklıkla vurgulardı. Çevre olarak da; 9 yılın sonunda güney bölgesinde bulunmaya başladık.Güney bölgesi kadınlara son derece sahiplenici, kollayıcı,destekleyici bir bölge. O yüzden çok zorlanmadım. Asistanlığım döneminde de açıkçası çok zorlanmadım. Hatta şöyle bir anımda olmuştur. Genel cerrahi ihtisasımı ben Mersin de tamamladım ve Mersinde ilk kadın asistandım. İlk başlarda bir takım korkularım vardı acaba istifaya zorlanır mıyım ya da ciddi bir baskı yaşar mıyım, fiziki kondisyonum yeterli olmazsa diye tedirgin olduğum durumlar vardı. Ancak bizim rektörümüz Sn.Prof. Dr. Süha Aydın aynı zamanda genel cerrahtı. Kendisi tanışmak için odasına götürdüler beni, tabii daha çok tedirgin oldum ama ilk sorusu bizi bırakmayacaksın değil mi Özlem oldu. Ondan sonra daha çok yüreklendim. O yüzden güzel bir ailede, güzel bir çevrede büyüdüm ve hep destek gördüm.

Esin Kaplan: Bir hastanın kanamasını durdurmak veya delinmiş bir mideyi dikip hastanın ertesi gün iyileştiğini görmek bunlar gerçekten tatmin edici şeyler.

Cerrah olmanın duygu tarifini yapabilir misiniz?

Esin Kaplan: Öncelikle cerrah olmak mutluluk verici. Biz tıp fakültesi mezunuyuz ama genel olarak böyle daha çok ilaçlarla ilgileniyoruz, ilacı veririz etkisini görürüz. Açıkçası bu beni çok tatmin etmeyen bir şeydi. Cerrah olmak sonuçta var olan bir hastalığı yani kendi ellerimizle gördüğümüz tümörü veya herhangi bir şeyi çıkarmak gerçekten güzel bir şey. Özellikle acil vakaları seviyorum. Örnek verecek olursam bir hastanın kanamasını durdurmak veya delinmiş bir mideyi dikip hastanın ertesi gün iyileştiğini görmek bunlar gerçekten tatmin edici şeyler. Onun haricinde dediğim gibi genel olarak cerrahlar pozitiftir(hocalarımızda buna dahil) ve bu bizleri de etkiliyor ve insana öz güven ve mutluluk veriyor.

Özlem Zeliha Sert: Kadınlar için herhangi bir zorluk varsa o erkeler içinde zor, insan için zor.

Erkek egemen toplumlarda kadının hiyerarşik düzene katılması,cerrahlık yapması oldukça zor gibi bir kanı var. Buna katılıyor musunuz? Genç bir cerrah olarak bu konudaki tecrübelerinizi bizimle paylaşır mısınız?

Özlem Zeliha Sert: Evet böyle bir kanı var ama ben buna katılmıyorum. Çünkü eğer kadınlar için herhangi bir zorluk varsa o erkeler için de zor,insan için zor. Çünkü şartlar zor. Çok fazla sayıda nöbetler tutuyorsunuz, insan organlarına müdahale ediyorsunuz, ciddi sorumlukluk gerektiren ve stres altında çalıştığınız oluyor.Her mesleğin kadın ya da erkek farketmeksizin zaten ciddi bir zorluğu var. Bunu cinsiyet ayrımı yaparak değil de insan için zor bir meslek olarak değerlendirmek gerek. Erkek egemen toplumunda cerrahi erkekler içindir diye düşünmüyorum ve katılmıyorum.Bütün meslekler için de aynı şeyi düşünüyorum. Mümkünse hem erkeklerin hem kadınların eşit oranda (ne biri fazla ne biri az) katılması gerektiğini düşünüyorum.

Bir röportajda okumuştum. Bu ülkedeki kadın cerrahların yüzde 47’sinin mobbinge uğradığını söylüyor.Siz mesleki yaşamınızda böyle bir mobbinge maruz kaldınız mı?

Esin Kaplan: Bu röportajı ben de okumuştum ve ilk okuduğumda çok şaşırmıştım.Ben Samatya mezunuyum. Belki ben şanslı bir hastanede eğitim almış olabilirim. Sonuçta böyle bir veri varsa doğrudur mutlaka. Ama benim eğitim aldığım hastanede ilk geldiğimde de kadın cerrahlar çok fazlaydı ve bunun etkisi vardır muhtemelen. Sonuçta ne kadar azınlıkta kalırsanız o kadar çok risk altındasınızdır.O yüzden ben her zaman soran, cerrah olmak isteyen kadınları teşfik etmeye çalışıyorum. Dediğim gibi ben mobinge kadın olduğum için maruz kalmadım ama genel olarak çalışılan yerlerde mutlaka mobing vardır. Ama bu eşit yani kadınlara da vardır erkeklere vardır diye düşünüyorum. Ben hocalarımızdan genel olarak pozitif, mobingin tam tersi kadın olduğumuz ve bu mesleğe yöneldiğimiz için olumlu ve destekleyici tepkiler gördüm.En azından ben çalıştığım yerlerde mobinge maruz kalmadım.

Özlem Zeliha Sert: Erkek mesleği kadın mesleği diye bir şeyi kesinliklekabul etmiyorum, böyle bir şey yok.

Cerrahlık bir erkek mesleği olarak algılanır genelde toplumda. Aynı işi yapan kadın cerrah ve erkek cerrah söz konusuysa, erkek cerrah daha fazla kazanır gibi bir düşünce yapısı da var. Bu gerçekten böyle mi? Kadın cerrahları edilgen yapan düşünce sistemi nasıl değişir? Sizlerin sayısı mı artmalı, yetenekleri mi artmalı,düşünceleriniz neler?

Özlem Zeliha Sert: Ortam erkek egemen toplum ve erkek cerrah ağırlıklı olduğu için genelde erkek birliği daha fazla, kadın düşüncesine çok alışkın bir yapıda değil açıkçası. Bunun manevi kazanımları aslında erkek egemen cerrah ekibine olur. Kadınların ne kadar fazla, farklı düşünce yapıları ne kadar çoksa, çeşitlilik ne kadar fazlaysa o kadar düşünce yapısı değişecektir. Onlar için bu bir kazanım olabilir. Bu bizim için bir kaybediş midir kesinlikle değildir. Kadınların her ortamda, her meslekte her alanda bulunmaları gerekir. Toplumun yapısı, toplumun düşüncesinin değişmesi, eğitilmesi için kadınlar mutlaka ön saflarda yer almalıdır. Evet bu durum genel olarak dünyada böyle ama bizim ülkemizde çok daha fazla. Dolayısıyla kadınların farklı alanlarda, farklı mesleklerde sayısı mutlaka arttırılmalı. Bir kere erkek mesleği kadın mesleği diye bir şeyi kesinlikle kabul etmiyorum, böyle bir şey yok. Kadın otobüs şoförleri de var,inşaat işçileri de var. Bunun böyle olması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü meslekler cinsiyet gerektirmez, cinsiyete bakmaz, sizin performansınıza ve kapasitenize bakar. O yüzden kadın erkek sayısı eşit olmalı.

Esin Kaplan: İlk ameliyata girerken hiç unutmuyorum, “sen kadınsın yapabilir misin, istersen bir daha düşün cerrah olmayı”demişlerdi.

İlk ameliyatınızı hatırlıyor musunuz? Nasıl geçmişti?

Esin Kaplan: Bizler öğrenciyken de ameliyata gireriz. 4.sınıfta cerrahi stajına heyecanla başladım ve ilk ameliyatım safra kesesi ameliyatıydı. Hastanede nöbetçiydim ve artık uykusuzluk ve yorgunluk kendini göstermeye başlamıştı. Ameliyatta karnı açarken en çömez olan kişi o açma aparatını tutar. Biraz da uzun süren bir ameliyattı 4 saate yakın sürmüştü. Hevesle girdiğim ilk ameliyatta tansiyonum düştüğü için ameliyatı yarıda bırakmak zorunda kalmıştım. Ve çıkarken de hiç unutmam sen kadınsın yapabilir misin, istersen bir daha düşün cerrah olmayı demişlerdi. İlk başlarda evet ben de düşündüm ama sonra neden yapamayayım dedim ve bir daha öyle bir durum yaşamadım(gülüyor)

Özlem Zeliha Sert: Hekimlerin mutlaka hastalarına öncelikle gerçekten güler yüzle yaklaşmaları gerekiyor.

Hastalarınızı ameliyata hazırlarken psikolojik olarak hangi yolları izliyorsunuz?Ameliyat öncesi mutluluk önemli mi sizce?

Özlem Zeliha Sert: Dünya genelinde artık depresyon skalaları, belirli ölçekler var. Bizim özellikle üzerinde çalıştığımız kanserli hastalar ilk öğrendiklerinde ciddi bir yıkım yaşıyorlar. Bir de zorlu ve uzun saatler sürecek ameliyatı ve risklerini duyduklarında üstüne bir kat daha yıkım yaşayabiliyorlar. O yüzden tüm ameliyat gerektiren hastalar için öncesinde dünyada kabul görmüş depresyon ölçeklerini veriyoruz hastalarımıza. Ayrıca onların psikolojilerini anlamaya çalışıyoruz ve onun dışında insan ilişkilerinde çok iyi olması gerekiyor. Hekimlerin mutlaka hastalarına öncelikle gerçekten güler yüzle yaklaşmaları gerekiyor. Her ne kadar yorgun olursak olalım, uzun nöbetlerden çıkmış olsak da ne olursa olsun iyi olmamız gerektiğini düşünüyorum. Özellikle bizim çalıştığımız kanser vakalarında. Çünkü insanlar ciddi yıkımlar yaşıyor.Psikolojik olarak bizler bu yolu izliyoruz ama bunu daha profesyonel yapmak gerektiğini, öncesinde mutlaka bir psikolog veya psikiyatr yani bu konuda uzman desteği alınması gerektiğini düşünüyorum.

Mesleğiniz oldukça yorucu ve yoğun bir tempo gerektiriyor. Bazen kendinize ve ailenize zaman ayıramayabiliyorsunuz. Sizin bu konuda problem yaşadığınız oluyor mu?

Esin Kaplan: Tabii mutlaka olduğu zamanlar var. Zaten cerrahiye ilk başladığım zamanlarda bunların hepsini düşünerek, aileme anlatarak başladım.Yaklaşık ilk 2 yıl ölü bir zaman, onu o şekilde harcamayı göze almış durumundaydım. Ayda 10’un üzerinde nöbet tutuyoruz.Onun haricindeki günlerde yine hastanedeyiz ve o süre içerisinde 2 yıl nasıl geçiyor anlamıyorsunuz bile. Bu zorlayan bir durumdu ama koşturmaca içinde bir süre sonra bunu çok da farketmiyorsunuz. Bu süreç içerisinde de zamanı doğru kullanmayı öğreniyorsunuz bir şekilde. Ailemle, çevremle geçirdiğim zamanı daha kaliteli kullanmaya özen gösteriyorum. Eve gittiğimde tv başında vakit geçirmek yerine ailemle daha çok vakit geçirmeye çalışarak bunu bir şekilde telafi etmeye çalışıyorum.

Çocuğu olanlar için bu durum daha farklı olabilir. Onlara artı bir zaman ayırmaları gerekiyor. Çocuk okuyorsa da ayrı bir zaman gerekiyor.Bazen zamanı yetiremiyorum diye düşündüğüm de oluyor. Mesela burada çalışıp gündemi takip etmemiz de gerekiyor yani literatürleri okumamız gerekiyor, farklı çalışmaları takip etmemiz gerekiyor. Bu yüzden bazen eve yorgun gittiğim oluyor ki burası çok yoğun olan bir hastane bazı şeylere zaman ayıramadığım oluyor, yetiştiremediğim zamanlar bunlar oluyor.

Genel cerrahi denince akla birçok rahatsızlık gelebiliyor ama çoğu insan tam olarak bu ana bilim dalının nelerle ilgilendiğini bilmiyor. Genel cerrahi hangi tür rahatsızlıkları içine almaktadır? Kısaca bahsetmenizi istesek neler söylemek istersiniz?

Özlem Zeliha Sert: Genel cerrahi yemek borusundan başlayıp bütün sindirim sistemine gastrointestinal sistem dediğimiz sindirim sistemini içeren ince bağırsak, kolon dediğimiz kalın bağırsak dahil,makat kısmına kadar ilgilendiren tüm sindirim sistemi hastalıkların yanı sıra, karaciğer,pankreas ve safra yollarıyla ilgili diğer cerrahi yoları, böbrek üstü bezi rahatsızlıklarını, mide,dalak cerrahi rahatsızlıkları ve de troid bezi cerrahi rahatsızlıkları, meme kanseri ve memeyle ilgili diğer cerrahi rahatsızlıkların tedavisini içerir.

Özlem Zeliha Sert: Eğer midenin tamamı değil de büyük bir kısmı alındıysa da kalan mide dokusuyla ince bağırsak birbirine bağlanarak anastomoz dediğimiz bağlanma işlemleri gerçekleştiriliyor.

Son dönemlerde çok sık duyduğumuz mide ve kolon kanseri nedir, neden olur ve tedavisi nasıldır?

Özlem Zeliha Sert:Evet sizin de dediğiniz gibi zaten bu iki rahatsızlık ile biz burada yoğun olarak ilgileniyoruz. Mide kanseri; mide mukozası dediğimiz iç duvarında köken alan hücrelerin farklılaşmasıyla tümöral kitlenin meydana gelmesi sonucu oluşan rahatsızlıktır.Bu konuda endoskopik yani gastroskopiyle tanısının ortaya konduğu,biyopsi sonucu da kanser olarak raporlandığında bir takım evreleme yani erken evre mi, geç evre mi olduğu, tümörün çapı,boyutu, lenf bezlerine sıçrayıp sıçramadığı konusunda birtakım tetkikler ve bunlara ilaveten PET dediğimiz bir cihazla tam olarak evresini ortaya koyup ona göre cerrahi gerektiriyorsa gerekli işlemlerini(cerrahisini) yapıyoruz. Cerrahi işlemden bahsedecek olursak; midenin tümörlü kitleyle birlikte sağlam cerrahi sınırlar elde edilerek yerleşimine göre tamamı ya da 2/3 sinin alındığı ameliyatlar oluyor. Daha sonrasında eğer tüm mide alınıyorsa yemek borusuyla ince bağırsak birbirine bağlanıyor. Bunun için özel aletler de kullanılabiliyor. Tabii bu esnada tomografide görünmüş olsa da olmasa da lenf bezleri de temizleniyor. Eğer midenin tamamı değil de büyük bir kısmı alındıysa da kalan mide dokusuyla ince bağırsak birbirine bağlanarak anastomoz dediğimiz bağlanma işlemleri gerçekleştiriliyor.

Günümüzde cerrahi ana bilim dalının dünyadaki ve ülkemizdeki durumu nedir ?Geçmişle karşılaştırdığınızda ne gibi değişiklikler/gelişmeler oldu bahseder misiniz ?

Esin Kaplan:Günümüzde cerrahi daha çok minimal invaziv cerrahi dediğimiz daha küçük girişlerle vücutta daha küçük yaralar açarak robotik cerrahi dediğimiz işlemler yapılmaya başlandı. Daha az organ kaybıyla hastalık yönetilmeye çalışılıyor. Geçmişte daha çok radikal yaklaşımlar mevcutmuş. Organ alımı veya mevcut hastalıkta yaklaşım daha radikalmiş. Şuanda mümkün olduğunca organı korumaya yönelik minimal girişimlerle işlemler halledilmeye çalışılıyor ve hastanın biran önce taburcu olması sağlanmaya çalışılıyor. Çünkü hastalıkların boyutu çok artmaya başladı ve burada daha çok moleküler boyutta yaklaşımlar yapılmaya çalışılarak hastalık başlamadan veya başladıktan sonra kısa sürede müdahale etmeye yönelik yaklaşımlar hakim olmaya başladı. Tarayıcı işlemler daha fazla ki bir hastalığın çok erken safhada yakaladığınız zaman hastalık ilerlemeden müdahalede bulunmuş oluyorsunuz.

Günümüz teknolojisinde artık robotların ameliyat yapabildiğini veya en azından yaptırılmaya çalışıldığını biliyoruz/görüyoruz.Sizin bu konudaki görüşünüz nedir ?Bu yeni ve faydalı bir gelecek mi yoksa işlerin kontrolden çıkacağı bir gelecek mi sizce ?

Özlem Zeliha Sert: Gelişen teknolojiyle birlikte yapay zekanın konuşulduğu hatta günümüzde robotik cerrahinin yerini yapay zekanın alacağı da konuşuluyor.Robotik sistem bile neredeyse belki bundan 15-20 yıl sonra geride kalacak. Bu alanda yapay zeka dediğimiz şey tamamen insan kontrolü olmaksızın çalışabilen bir gelecek söz konusu. Fakat bu ne kadarı ve ne kadar sürede gerçekleşir şimdilik bilemeyiz.Bunların hasta üzerine yararı, zararı, cerrahiye etkileri çok geniş çalışmalara yaparak ortaya konabilir. Robotik sistem de yine avantajları ve dezavantajları olan bir sistem. Bu sistem sayesinde cerrahların daha konforlu çalışabildiği ve ameliyatı daha rahat yönetebildiği bir sistem. Ayrıca kanama miktarının azaldığına dair çalışmalar da mevcut. Ama daha net bir uzlaşma yok o yüzden bu konuda henüz net bir şeyler söylemek yanlış olur. Ama teknolojinin gelişmesi her zaman olmasa da bir takım yararları olacaktır diye düşünüyorum.

Esin Kaplan: Fıtık, safra kesesi ameliyatı gibi bugün yapıp ertesi gün taburcu edebildiğimiz hastalıklar için kolay kategoride diyebiliriz

Çoğu insan ameliyat denilince genelde korkuyla yaklaşır. Bu basit bir operasyon da olsa uzun saatler süren bir operasyonda olsa ilk duyulduğunda yaşanabilen bir gerçek. Peki siz bir cerrah olarak kolay ve zor ameliyat olarak 2 kategoriye ayıracak olsanız hangi operasyonları zor hangilerini kolay olarak tabir edersiniz?

Esin Kaplan: Ameliyatları kategoriye ayırmak zor bir şey. Her ameliyatın kedine göre zorluğu, komplikasyonları var. Ama illa ayıracak olsam fıtık, safra kesesi ameliyatı gibi bugün yapıp ertesi gün taburcu edebildiğimiz hastalıkları kolay kategoriye alabilirim. Zor ameliyatlar ise kanser ameliyatları, bahsettiğimiz sıcak kemoterapi ameliyatları gerçekten zor bir ameliyat ki bu ameliyat 10 saatin üzerinde süren bir operasyon. Sonrasında hasta takibi de çok zor ve yorucu olduğu için bir kişinin tamamen yoğunlaşıp takip edilmesi gereken bir ameliyat.

Ameliyatlara hazırlanırken olmazsa olmazlarınız var mı? Nasıl konsantre olursunuz?

Özlem Zeliha Sert: Elbette var ama bunları her zaman gerçekleştiremiyoruz. Benim dikkat etmeye çalıştığım mesela ameliyat günü öncesinde iyi bir uyku, doğru beslenmek, ameliyat öncesinde ve ameliyat esnasında hafif bir müzik dinlemek bunlar konsantrasyonu arttıran şeyler.Ama tabii iş yoğunluğundan dolayı bunları sağlayamadığımız olabiliyor. Benim için olmazsa olmaz uyku ve doğru beslenme.Bunların dışında ritüel veya bir batıl inanışım yok.

Esin Kaplan: Ameliyat öncesi kendime belli bir zaman ayırabildiğim zamanlarda daha iyi hissettiğim oluyor. Mesela ameliyat öncesi mutlaka bir kahve içmek isterim. İçmezsem başım ağrımaya başlıyor. Uzun bir ameliyata gireceksem eğer güzel bir kahvaltı yapmak veya yemek yemek motive edebiliyor. Ayrıca ameliyat hazırlığını acele etmeden yapmak, hastayla birlikte ameliyathaneye inmek, dosyaları tekrardan kontrol etmek motivasyon sağlıyor.

Esin Kaplan:Haftanın 4 günü kanser ameliyatı yapıyoruz

Çalıştığınız yerde hasta yoğunluğu, bununla birlikte karşılaştığınız sık vaka türleri ve başarı oranlarını bizimle paylaşabilir misiniz?

Esin Kaplan: Çalıştığım yerde ağırlıklı olarak ameliyatlar yapıyoruz ve bizim de buraya gelme amacımız buydu. Genelde her gün 1 kanser vakamız oluyor. Polikilinikte de ağırlıklı olarak gastrointestinal cerrahiye yönelik hastalarımız geliyor. Daha çok mide, kalın bağırsak, karaciğer rahatsızlıkları olan ve bir yerlerden yönlendirilen hastalar ve bunlar ileri boyuta ulaşmış hastalar oluyor. Haftanın 4 günü kanser ameliyatı yapıyoruz, haftanın 1 günü sıcak kemoterapi oluyor diğer günler normal kanser ameliyatları bazen de küçük ameliyat için başvuranlar da oluyor. Örnek verecek olursam fıtık,safra kesesi ameliyatını bazı hastalar burada olmak isteyebiliyorlar. Tabii ki biz reddetmiyoruz onları bizim bir listemiz var ve oraya ekliyoruz,boşluk olduğu zamanlarda genelde bu haftanın son günü oluyor,hastaları da çok bekletmemek için o gün 2-3 tane de bu tarz ameliyatlarımızı yapıyoruz.

Özlem Zeliha Sert: Hasta kontrole babasıyla birlikte gelmişti ve babası ağlayarak bana sarılmıştı. O an gerçekten çok duygulanmıştım.

En çok zorlandığınız mesleki bir anıyı bizimle paylaşabilir misiniz?

Özlem Zeliha Sert: Ben mecburi hizmetimi Van/Erciş’te yaptım. Orada iki cerrahtık ve icap usulü çalışıyorduk. Yani herhangi bir durum olduğu zaman gidiyorsunuz. 19 yaşında genç bir erkek karnına kurşun sıkarak intihar girişiminde bulunmuştu. Diğer cerrah arkadaşla beraber 15-20 dakika içerisinde hemen ameliyathaneye aldık. Benim yalnız başıma girdiğim ilk büyük ameliyattı. Büyük bir damar yaralanması vardı. Hastanın genel durumu da ciddi derecede kötüydü, çok fazla kan kaybı yaşamıştı. Bulunduğum merkezde de kan merkezi yoktu. Van merkezden B+ kan getirtmiştik. Büyük damar yaralanmasını arkadaşımla beraber dikmiştik. Sonrasında kanama sızıntı halinde devam ettiği için packing dediğimiz yani kalın havlularla baskı yaparak işlem yapmıştık. Genel durumu da kötü olduğu için hasar kontrol cerrahisi yapmıştık. O zaman hastayı masada kaybedeceğiz diye çok endişelenmiştim.Gece 1 de çıkmıştık ameliyattan ve hastayı kaybetmemiştik. Sonrasında Van 100.Yıl Üniversitesinde ana bilim dalı başkanı olan Prof. Dr.Çetin Kotan sağ olsun bizim gibi göreve yeni başlayan uzman arkadaşları çok sahiplenirdi, telefon numarası da hepimizde olurdu. Hasta solunum cihazına bağlı çıkmak zorunda kalmıştı genel durumu kötü olduğu için ve hemen kendisini aradım ne gerekiyorsa yapacağını, hastayı buraya yönlendirmemi söylemişti. Bir süre sonra o hasta kontrole babasıyla birlikte gelmişti ve babası ağlayarak bana sarılmıştı.O an gerçekten çok duygulanmıştım.

Esin Kaplan :Günlerce ben bu mesleği niçin yapıyorum diye sorguladığım da oldu

Hekimlere yapılan/uygulan fiziksel ve psikolojik şiddet hakkında düşünceleriniz nelerdir ? Sizin başınıza bu tarz bir olay geldi mi ?

Esin Kaplan: Ben fiziki olarak karşılaşmadım ama psikolojik olarak mutlaka denk geliyor. Yanımda birçok arkadaşım da hasta yakınları tarafından fiziksel şiddete maruz kaldığı da oldu. Servisler basıldı, biz bir yerlere saklanmak zorunda kaldık. Benim başıma fiziksel bir şiddet olayı gelmemesine rağmen psikolojik olarak yapılanlar açıkcası motivasyon düşürüyor. Bunu kolay kolay unutamıyoruz ve yaşandığı gün demoralize şekilde devam ediyorum. Sonrasında günlerce ben bu mesleği niçin yapıyorum diye sorguladığım da oldu. Evet mesleğimi çok seviyorum,cerrahiyi çok seviyorum ama bu tür şeylere maruz kaldığım zaman bunlar unutamadığım şeyler arasında yer alıyor.

Özlem Zeliha Sert: Son dönemlerde hekime şiddet sadece fiziksel değil psikolojik olarak da arttı.

Özlem Zeliha Sert: Bende Esin’e katılıyorum ve küçük bir şey eklemek istiyorum. Son dönemlerde hekime şiddet sadece fiziksel değil psikolojik olarak da arttı. Evet bizim hastalara bakma sorumluluğumuz var ama onların da bize bunu yapmak zorundasın gibi diretmeleri ve sanki kendilerine özel tahsis edilmiş insanlarmışız gibi davranmaları da hoş değil. Kalp kırıcı, motivasyon kırıcı olabiliyor. Bizim ne kadar iyi iletişimiz olacaksa onların da olması gerekiyor. Sonuçta insan ilişkileri diyoruz. Doktor hasta ilişkisinden ziyade insan ilişkilerinin iyi olması gerekir ki karşılıklı verim alalım.Maalesef Türkiye’de insanların birbirine olan saygısı, birbirine olan samimiyeti, yardımseverliği son derece azalmış durumda. Bunun yeniden toparlanması için sadece doktorların, hastaların değil bütün insanların çaba göstermesi, eğitilmesi gerektiğini düşünüyorum. Yoksa bir süre sonra bir yerde tıkanırız.

Esin Kaplan: Sıcak kemoterapiden hastanemizde bir ücret alınmıyor ve bu uyguladığımız bu yöntem ile 20’den fazla hastada başarılı olduk.

Ameliyat sırasında yapılan sıcak kemoterapi uygulamasının hastanenizde de yapıldığını öğrendik. Bu konuyu irdelemek istiyoruz. Nasıl bir tedavi yöntemi bu, her hasta faydalanabiliyor mu ve bir ücreti var mı?

Esin Kaplan: Sıcak kemoterapi dediğimiz şey intravenöz olarak damar içine verdiğimiz kemoterapideki ilaçların ameliyat sırasında ve bir çok işlem yapıldıktan sonra batın içine sıcak olarak 42 derece de verilmesidir. Tedavinin uygulandığı kişiler artık sana yapacak bir şeyimiz yok diyip eve gönderdiğimiz veya onkolojiye yönlendirdiğimiz hastalar yani karınlarının içi tamamen tümörün yayılmış olduğu kişiler. Mide kanseri,bağırsak kanseri gibi organları tuttuktan sonra yani daha ileri aşamaya geçtikten sonra karnı saran bir zar vardır, oraya kadar yayılabiliyor ve diğer ince bağırsakların veya karaciğerin,dalağın etrafındaki zarlara yayılabiliyor. Önceden böyle bir durum olduğu zaman bu hastalara ameliyatlık yapabileceğimiz bir şey yok diyerek onkolojiye tedavi almaya yönlendiriyorduk. Yaklaşık 15 yıldır özellikle Japonya’da uygulanan bir yöntem, Türkiye’de ise 7-8 yıldır başlanmış durumda. HİPEK dediğimiz sıcak kemoterapi yapılan diğer cerrahi işlemlerle birlikte yaklaşık 10-15 saat sürebiliyor. Bizler için yorucu, hastalar için metabolik etkileri olabiliyor ve bunları iyi yönetmek gerekiyor.Tabii bunun için burada uzmanlaşmış bir ekip oluşmuş durumda. Geldiğimden beri 30’dan fazla bu ameliyatı gerçekleştirdik. Burada daha çok kanserle ilgili yan dal alanı olduğundan ve Kartal Sağlık Bilimleri Üniversitesi kamuya bağlı olduğundan hastalar herhangi bir ücret ödemek durumunda kalmamaktadır. Sıcak kemoterapinin bu hastanede çok yapılmasının başlıca sebebi hastalardan herhangi bir ücret alınmıyor olması. Başarı oranı olarak normal bir kanser ameliyatından sonra 1 yıl içerisinde tekrar nüksetme oranı %50 iken sıcak kemoterapi sonrası bu oranın daha da düşük olduğu yapılan araştırmalarda ortaya çıkmış bulunuyor. Bu da hastalara yeni umut olmuş durumda.

Özlem Zeliha Sert: Günümüzde çok erken evrelerde verilen kemoterapatiklerle tümör hücrelerinin tamamen ortadan kalktığı dönemdeyiz.

Sağlık Bilimleri Üniversitesi’nde Moleküler Kanser Tıbbı doktora programında olduğunuzu öğrendik. Neden bu alanı seçtiniz, bu alanla ilgili bizimle paylaşabileceğiniz bilgiler nelerdir?

Özlem Zeliha Sert: Bizler tıp fakültesinde hücrenin genetiği, hücre içerisindeki mekanizmalar gibi bazal bir eğitim aldık ancak sonrasında uzmanlaştıktan sonra özellikle cerrahi seçtikten sonra genelde tedavi yöntemlerini araştırılmasına, geliştirilmesine ağırlık veriliyor ancak bu sürede tümör yani bizim daha çok ilgilendiğimiz kanser alanında esas geliştirilmiş olan ilaçlar ve bunun mekanizmalarına yönelik çalışmalar son yıllarda daha çok arttı. Dolayısıyla bizim de cerrahlar ve klinisyenler olarak mutlaka bu tümör biyolojisini, tümör genetiğini takip etmemiz gerektiğini ve daha detaylı öğrenmemiz gerektiğini düşünerek moleküler onkolojiye Sağlık Bilimleri Üniversitesinde böyle bir program açılmışken dahil olmak istedim. Bizim burada ne yaptığımızdan bahsedecek olursam; yine aynı tıp fakültesinde olduğu gibi bazal eğitimin üzerine tümör hücrelerinin nasıl farklılaştığı, buna yönelik tedavilerin hangi aşamada olduğu,öncelikle tümör hücresinin genetiğinin anlaşılması gerektiğini belki de bunun bir devrim niteliği yaratacağını,bunun üzerine geliştirilmesi gerektiğini, var olan çeşitli mekanizmaların detaylı biçimde öğrenilmesi gerektiğini biz de açıkçası yeni yeni anlıyoruz. Bir bazal düşüncemiz vardı ancak işin içine girdikçe aslında nasıl çığ gibi bir mekanizma yumağının içinde olduğunu daha sonra anlıyorsunuz.Hastalığın sadece nüksetmesi değil nüks de ciddi bir problem ancak kanser genetiğinin iyi anlaşılmasıyla kanserin bile yeni dönem kemoterapideki bazı ilaçlarla belli evrelerdeki kolon kanserlerinde ya da meme kanserlerinde mesela artık günümüzde çok erken evrelerde verilen kemoterapatiklerle tümör hücrelerinin tamamen ortadan kalktığı dönemdeyiz. Neoadjuvant kemoterapi tedavi dediğimiz tedavilerle tamamen tümör ortadan kalkıp daha sonrasında hatta nasıl bir cerrahi planlamanın gerektiğini, soru işaretlerini ya da özofagus yani yemek borusu kanserlerinde yine belirli evrelerde özellikle erken evrelerde bu Neoadjuvant kemoterapi ve radyoterapi yani ışın tedavisinin tümörü neredeyse sıfırladığı bir dönemdeyiz. Ve bu şekilde ameliyatsız izleme aşamasına geliniyor. O yüzden sadece nükslerde değil tümör genetiğinin biyolojisinin ve fizyolojisinin iyi öğrenilerek ilaç çalışmaları, bunun üzerine sadece tedavi değil mekanizmalar üzerine etki edecek çalışmalar gerektiğini anladık.Cerrahi evet önemli bir boyut özellikle ileri evre kanserlerde ancak erken evre kanserlerde ve kanser genetiğinde ciddi bir yol alındığı dönemde mutlaka tümör genetiğinin de öğrenilmesi gerektiğini düşünerek moleküler onkolojiye başladım. Bu çok uzun soluklu bir süreç.Doktora eğitimimiz bizim şuan 4 yıl. İlk 2 yıl teorik son 2 yılda tez süreci başlıyor.Bu tabii hayat boyu öğrenilmesi gereken,hatta bizim hayatlarımızın bile yetmeyeceği belki yüzyıllar sürecek bir süreç ama bu doktora eğitimi Türkiye geneline yayılması belki 10 yıl içerisinde olabilir diye düşünüyorum.

Merhaba ben Deniz. 1991 İzmir doğumluyum ve psikoloji mezunuyum. Araştırma yapmayı ve yeni bilgiler öğrenmeyi çok severim. Part-time olarak da faydalı olabilecek bilgileri yazıya dökerek sizlere aktarmaya çalışıyorum. Takipte kalın, bilgiyle dolun.

One Comment

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir