Aslı Biçer: İnsana Değer Verdiğiniz Noktada Hayatınız Kolaylaşıyor

Perrigo Türkiye Genel Müdürü Aslı Biçer eniyikadin.com’da Yaren Akay’a özel açıklamalarda bulundu.” Akademik kariyerin bana göre olmadığını biliyordum” diyen Biçer, başarının sırrı ile ilgili, “insana değer verdiğiniz noktada hayatınız kolaylaşıyor” dedi.

eniyikadin.com / ÖZEL HABER
Yaren AKAY

Küresel bir markanın Türkiye temsilciliği nasıl bir his? Duygu tarifini dinleyebilir miyiz?

İlk hissiyat gurur verici olması. Perrigo altında hem Sebamed gibi hem distribütörlüğünü yaptığımız çok önemli markalar hem de Paranit, Deotak gibi bilinirliği yüksek markalar var. İnsanın çalıştığı markayı söylediğinde karşı tarafın tepkisi, bilinirliği, şayet kullanıyorsa övgüleri buna dahil, iyi hissediyorsunuz. Duygusal bağ kurmanız çok daha hızlı oluyor. Sahipleniyorsunuz. Ancak bu sahiplenme daha fazla sorumluluk yüklüyor. En ufak bir memnuniyetsizlik duyduğunuzda markanızın savunucusu oluyorsunuz. Tersine çevirmek adına aksiyon alıyorsunuz. Mesela siz gelip bana ben Sebamed’in şu ürününden memnun değilim dediğiniz zaman ben onunla ilgili bir aksiyon almadan duramam. Dolayısıyla hep bir memnuniyet peşinde de koşuşturuyorsunuz. Öte yandan ama hem hem global hem de yerel markalarla çalıştım. İşin sırrı o markayı sevip sahiplenmenizden geçiyor. Seveceksiniz, iş gibi görmeyeceksiniz ki o markaya katkınız artsın. Mesela kimse benimle bir parfümeriye veya bir markete gitmek istemiyor çünkü ürünlerimize bakacağım diye çok vakit kaybediyorum:)

“AKADEMİK KARİYERİN BANA GÖRE OLMADIĞINI BİLİYORDUM.”

Hikayenizi sizden dinlemek isteriz.

Ben İstanbul Üniversitesi Jeofizik Mühendisliği’nden 2000 yılında mezun oldum. Enteresandır ki 1999 depremi çok inanılmaz kötü bir şey olmasına rağmen benim mesleğimin önünü açtı. Birincilikle mezun olmuştum, dolayısıyla karşıma çok fazla akademik kariyer fırsatı çıktı. Hocalarımın ısrarına rağmen akademik kariyerin bana göre olmadığını biliyordum. O yüzden ben o okulda değil başka bir okul olan Turkcell’de çalışmaya başladım. Beş yıl kadar Turkcell’in stratejik planlama, fiyatlandırma, bütçe ve planlama gibi farklı departmanlarında çalıştım. Okul tadında bir tecrübe oldu benim için. Sonra, Eczacıbaşı ile yolum kesişti. Yedi yıl NIVEA markası için çalıştım, sonrasında iki yıl boyunca Eczacıbaşı’nın en değerli markalarından biri olan Selpak ve Solo’nun pazarlama müdürlüğünü görevini yürüttüm. Sonraki iki yıl Okey, Detan, Selin, Egos gibi birbirinden oldukça farklı kategorilerdeki markalarda pazarlama müdürlüğünü yaptıktan sonra kağıt kategorisi pazarlama direktörü olarak devam ederken, Eczacıbaşı’ndaki 14 yıllık kariyerimi sonlandırıp, son bir yıldır severek görev yaptığım Perrigo’ya ülke genel müdürü olarak atandım. İş dışında en büyük tutkum yemek yapmak. MSA’da yiyecek içecek işletmeciliği okudum. Evde tabi ki yemek yapıyorum. Başta bir blog açmıştım, şu an da kendi ismimle bir Instagram hesabında devam ediyorum. Jamie Oliver isimli dergide bir proje yaptım. Cevap TV ile bir proje yaptım. Şu sıralar vakit bulamasam da yaklaşık 6 ay, bir restoranda hafta sonu bir gün gönüllü olarak çalıştım. Şimdi de ikinci üniversite olarak aşçılık okuyorum. 

“BELİRLİ PRENSİPLERİMDEN UZAKLAŞMADIM”

Bu noktaya nasıl geliniyor? Siz çok mu iyi şeyler yaptığınız için bu noktadasınız? 

İş ne olursa olsun, her işi sahiplenerek en iyisini yapmaya odaklanırım isterim. Bu noktaya gelene kadar özellikle iyi bir başlangıç yapmaya dikkat ettim. Mesela Turkcell işe başlangıç için çok sağlam bir adımdı. Sonrasında Eczacıbaşı da benzer çizgide devam etti. Ayrıca, kariyerimdeki tercihlerimi ileride bana katabileceklerini düşünerek planlı ve bilinçli bir şekilde yapmaya çalıştım. Çünkü iş seçerken ya da değiştirirken önünüzde bir sürü kriter var. Rol olabilir, para olabilir, tecrübe, sektör olabilir, unvan olabilir. Bu öncelikler sürekli yer değiştiriyor.  Buna dikkat ederek seçim yapmak önemli. Her zaman daha fazla maaşı veren bir seçim sizi doğru bir yola götürmeyebilir. Belli bir tecrübeden sonra bir işi ve bir ekibi birlikte yönetmeyi öğreniyorsunuz.  Hakikaten bir iş disiplininiz varsa, neyi, nasıl yönettiğinizi öğrenmişseniz bugün size Sebamed’i de versek yönetirsiniz, bir traktör şirketini versek de yönetirsiniz. İnsan, iş, ekip yönetimini bir bütün olarak hayatınıza soktuğunuzda sonrasında zaten nerede olursanız olun hangi işi verirlerse versinler gerisi geliyor.Ben her şeyi planlı programlı yaptım demiyorum ama belli prensiplerin etrafından çok uzaklaşmadığımı söyleyebilirim. 

Kriz yönetimlerinizi nasıl yaparsınız?

Krize bağlı tabi ki ama ben krizi yönetmekten çok hazırlıklı olma kısmına biraz daha önem veriyorum. Diyelim ki hazırlıklı değiliz, ilk olarak sakin olmak, paniklememek gerekiyor. Panik insana daha fazla hata yaptırıyor. Bir de kriz anında niye oldu, kim yaptı gibi şeylerdense ben biraz çözüme odaklanırım. Çok fazla kendi başıma bir karar alayım yürüyeyim gibi değil de bir komite kurup insanların fikrini almaya çalışırım. Gerekiyorsa bir profesyonel destek alırım. Bir de, her şey geçtikten sonra geriye dönüp bu kriz niye oldu diye bakmakta fayda var. 

“FARK YARATMAK İYİ HİSSETTİRİYOR.”

En iyi kadın kimdir sizce?

Kadın erkek ayrımına geçerek en iyi “insan” olarak cevap vermek istiyorum.  Kendini en iyi hissedendir diye düşünüyorum. Ben mesela kendimi ne zaman en iyi hissediyorum? En iyi kadın olarak hissettiğim zaman, bir fark yarattığım, iyi bir şey ortaya çıkardığım, bir değer yarattığım zaman… Bunlar beni çok iyi hissettiren şeyler. Özgür olmak da en iyi hissetmemi sağlar. Ben yine de “en iyi” olma konusunda kendimizi yıpratmanın doğru olmadığı kanısındayım. Bana kalırsa elinizden gelenin en iyisini yaptığınıza inanıyorsanız, sonuç her zaman sizi en iyi olarak tanımlayan bir noktada bitmeyebilir. Elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışan başarısız değildir. Ama en azından kendi kapasitenize göre elimden gelen buydu noktasında rahat hissedersiniz. “En” sıfatını herkesin farklı olduğu kabulü ile bu noktada biraz tehlikeli buluyorum. Farklılıklarımızla iyiyiz, zenginiz…  

Yaptığınız bir hatanın size hayır olarak döndüğü bir anınız oldu mu hiç? 

İyi ki de bu hatayı yapmışım dediğim bir hata olmadı şu ana kadar. Tabi ki bazı kararlar alırken acaba doğru bir şey mi yapıyorum diye çok sorgularım ama bir şey yaparken hata yapmaktan korkarak hiç yapmadım. Zaten öyle yaparsanız hiç yapamazsınız. Ben hatayı bir öğretmen gözüyle görüyorum açıkçası hep öyle değerlendiriyorum. Zaten kimse bilerek hata yapmaz diye tahmin ediyorum ama hatayı da yaptıktan sonra kabullenmek, ders almak, tekrar etmemek, bazen vazgeçmemek ya da üstüne gitmek çok daha önemli olabiliyor. Bir karar alacağım zaman kendime hep şunu sorarım “En kötü ne olabilir?” Şöyle olursa ne yaparım? Eğer gerçekten en kötü ihtimalde bile tamir edilemez bir yere gitmeyecekse ve bana bir şeyler öğretecekse o zaman o riski alıyorum ama gerçekten çok büyük bir şeye yol açacaksa o zaman duruyorum. 

Perrigo Türkiye’de çalışmalarınız nasıl gidiyor?

Oldukça yoğun bir gündemimiz var diyebilirim. Global olarak yepyeni bir vizyon belirlendi ve biz de Türkiye’de bu doğrultuda hayata geçireceğimiz projeler üzerinde çalışıyoruz. “Self care” yani “öz bakım” olarak tanımlayacağımız bu bakış açısı Perrigo olarak tüketicilere sunduğumuz kaliteli ve erişilebilir ürün portföyünün aslında onların hastalıklarını önleme ve kendi kendilerini kolayca tedavi etme imkanı vermesi temel prensibi ile kendi kendine bakan kişilerin uzun vadede sağlık harcamalarının daha azalacağını savunuyor.  Şu an buna kafa yoruyoruz. Örneğin; Sebamed kullanıyorsunuz, bu sizi ileride oluşabilecek bir cilt hastalığından koruyor. Ya da çocuğunuz bitlendi, Paranit bit şampuanı böcek ilacı içermediği için formülü çocuğunuzun ileride kafasında olabilecek tahriş gibi şeylere karşı sizi koruyor. Distribütörlüğünü yaptığımız Sebamed ve Omron’un yanına bu yıl BioOil gibi güçlü bir markayı daha ekledik, onun lansmanını tamamladık. Öte yandan Türkiye pazarına sokacağımız yeni Perrigo markaları üzerinde çalışıyoruz. Türkiye, kozmetik ve sağlık ürünleri pazarı olarak umut vadeden büyüme rakamlarına sahip. Bu açıdan pazarın büyüme potansiyelinden in iyi şekilde faydalanmak, pastadaki payımızı büyütmek istiyoruz. Öte yandan, ekonomik anlamda ülke olarak yaşadığımız zorluklar özellikle bizler ithalat yapan firmaları elindeki kaynağı daha etkin kullanmak adına daha farklı çözümler ve projeler üretmeye yönlendiriyor. 

Kariyerinize baktığımızda hep iyi markaların içerisinde iyi pozisyonlarda yer aldığınızı görüyorum. Hiç start up hedefiniz oldu mu?

Bana bir start-up’ta çalışma teklifi geldi ama ben reddettim gibi bir durum yok. Ben kariyerimle ilgili kararları iki temel şeye dayandırdım; ilki, marka ya da şirket büyük küçük fark etmez benim kişisel değerlerimle uyumlu olsun. Mutlu olmadığınız ortamda, sevmediğiniz bir markayla çalışırsanız zaten çekilmez olur. İkinci olarak ise, burada neyi başarabilirim, bir zorluk var mı, sonunda kutlanabilecek bir başarı var mı, benim buraya bir katkım olur mu, buranın bana bir katkısı olur mu? Sorularına cevap aradım. Dolayısıyla bu bir start up da olur, bambaşka küçücük bir marka da olur. Önemli olan bu iki ana kriter. 

İş hayatında kadın olmanın avantaj ve dezavantajlarının dengesini anlatır mısınız?

Benim şöyle bir şansım vardı, şu ana kadar çalıştığım şirketlerde özellikle Eczacıbaşı kadına pozitif ayrımcılık tanıyan yerlerdi. Dezavantaj kısmını hiç yaşamadım. Ben hep avantaj ve işin pozitif tarafındaydım. Bana kalırsa herhalde özel hayatımda bununla ilgili daha çok bariyerle karşılaşmışımdır. Hiç öyle bir ortamda bulunmadım. Benim değil ama birlikte çalıştığım birçok karşı cinsin zorlandığı zamanlar, kondom kategorisi gibi herkesin konuşurken yanaklarının kızardığı Okey markasını yönetirken olmuştu.  Bu tarz durumlarda konuya tamamen bir iş olarak eğildiğim ile ilgili karşı tarafı rahatlattığım eğlenceli anılarım vardır.

“DEVİR HİKAYE DEVRİ”

Bu satırları okuyan yeni mezun veya işsiz genç nüfusa ne mesaj vermek istersiniz? 

Fark yaratmaları şart! Üniversite mezunu olmak, mükemmel bir akademik geçmiş maalesef artık yetmiyor. Bir: senin “hikayen” ne ve nesi farklı? Bu soruya yanıt aramalılar. CV’lerine ekleyecekleri sertifikalar ile değil, gerçekten yaptıklarıyla fark yaratabilirler. Ne kadar erken bu hayata atılıp bir çaba göstermeye başlarlarsa o kadar çok farklı hikâyeleri olur. İki: ben gerçekten adayların mücadele gücüne, kolay vazgeçip geçmeyeceklerine, işlerini adeta kendiişleriymişçesine sahiplenme potansiyellerine bakıyorum. Gözlerinde o ışığı o enerjiyi arıyorum. Sevdiğiniz işi yapmanız zor, o yüzden yaptığınız işi sevin diyebilirim. Her ne kadar para kazanmak çekici dursa da sevmeyecekleri işlere girmeleri başarı getirmesi zor. Üçüncü olarak da iş ve yaşam dengesini erken yaşlarda kurmalarını öneririm. Mesela bir hobi edinmeleri, kafalarını rahatlamak için tutku ile bağlı oldukları başka bir meşguliyet edinmek, insanı iş hayatının stresli ortamında psikolojik anlamda sağlıklı kalması ve onu farklı şekilde beslemesi için çok önemli bir etken. Son olarak, benim için iş hayatındaki en önemli tecrübem insanın her şeyden önemli olduğudur. Ben en değerli tecrübelerimi insan ilişkileri ve insanlarla iletişim konusunda edindim diyebilirim. İşinizde ne kadar uzman, ne kadar iyi olursanız olun, iş hayatında tek başınıza bir şey gerçekleştirmeniz çok zor. Birlikte çalıştığınız ekibiniz, projenizi hayata geçirecek diğer çalışma arkadaşlarınız, üçüncü partiler, tedarikçileriniz, her şey etrafınızdaki insan kaynağı ile dönüyor. Çalıştığınız kademe, pozisyon ne olursa olsun insana değer veren bir bakış açınız olmazsa hayatınız çok zor olabilir. Bazen olmayacak dediğiniz işler için insan ilişkisi çok kapıyı açar, emin olduğunuz durumlarda da hızla kapatabilir de. İş hayatınızda kendi başınıza hiçbir şey yapamıyorsunuz. Ancak insana değer verdiğiniz noktada hayatınız kolaylaşıyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir