Zeynep Bugay: Hoşçakal Baba

Çocukluk arkadaşın Zeki ağabeyi (Ökten) kaybettikten sonra Oğlum Adam Olacak isimli kitabında onun anısına ithafen “Elveda Arkadaşım” hikayesine yer vereceğini söylemiştin. Yazıyı okuduktan sonra: “Baba bu hikâyenin başlığını değiştirsen mi acaba?” diye çekinerek öneride bulundum. Tabii ki aklına yatmadı ve gözlerindeki yaşı da saklama gereği duymaksızın: “Onu çok özleyeceğim, biz beraber büyüdük, beraber hayal kurduk, beraber ürettik ve o şimdi gitti. Bir daha da asla görüşemeyeceğiz” diye cevap verdiğinde ise ben bilgiç bir şekilde “Görüşeceksiniz” diye diretmiştim. “Nerede görüşeceğiz? Mezarda mı?” diye alaycı bir şekilde sual ettiğinde ise “Ruh ölmez sadece beden elbisesi değiştirir o yüzden yine buluşacaksınız, yeniden oyunlar kuracaksınız ve sonsuza dek bir bütünün birbirini tamamlayan parçaları olacaksınız. İşte bundan ötürü ‘Elveda’ deme, ‘Hoşça kal’ de” diye izah etmeye gayret etmiştim.  İnanmamıştın… Müspet olmayan hiçbir şeye asla prim vermeyen sen, muhtemelen beni kırmamak için tüm bunları nereden bildiğimi, nasıl bu denli inançla savunduğumu sorup, tartışmaya mahal vermemiş ve aramızı soğutmamıştın. Her ne kadar şüpheci gözlerinden: “Hadi be sende aptal!” ifadesi açıkça okunsa da ben de: “Ne o septik haller baba? Hayırdır?” filan deyip, konuyu uzatmamıştım. Elbette tüm ikna çabalarım nafileydi… Bildiğini okumaktan geri durmamış: “Elveda Arkadaşım” başlığından vazgeçmemiştin. O öykünün kitapta benim doğum günüm olan 21 rakamına denk gelecek şekilde 21. sayfaya konumlandırılması da bir tesadüf müydü yoksa hayat sana sessiz bir dille “Görünenin ötesi var” mesajı mı vermeye çalışıyordu bilmiyorum… Ne yazık ki artık burada olmadığın ve ben de henüz bir müddet daha yaşamaya devam edeceğim gibi gözüktüğü için bunu konuşup, fikir teatisinde bulunmamızın mümkün olmadığını da üzüntüyle kabul etmek zorundayım… 

Artık “Tonkini Tonkini” dansları, çok kısa ama son derece net ve gerçekçi konuşmalarımız, her dibi gördüğümüzde hiç söylenmeksizin her seferinde uzattığın o güçlü yardım elin, eve girdiğimizde seni istisnasız olarak her defasında Cumhuriyet Gazetesi veya her hangi bir kitabı dikkatle okurken gördüğümüz turuncu koltuğundaki o dingin varlığın, ada sefalarımız, anlattıklarınla neşelenen rakı sofralarımız, her türlü hatamıza rağmen gösterdiğin engin hoşgörün, üretmekten asla vazgeçmeyen, bel fıtığı olduğunda dahi kuru somyada rahmetli amcamın yaptığı özel düzenekte daktilosuyla yazı yazmaya devam eden o çalışkan ruhun, yüksek kabullenişin, acı çekmekten korkmayan ve acıya sabırla katlanan cesur ruhun, emekçiden yana olan net tavrın, haklıysan burnun düşse yerden almayan vakar halin, bana takılmak için mi yoksa bir sevgi ifadesi olarak mı kullanmayı tercih ettiğinden tam da emin olamadığım fakat yıllardır adım yerine bana yakıştırdığın “Aptal” sıfatı, neşeyle çaldığın Rumca şarkılar, nüktedan ama hakikatin ta kendisi tespitlerin, çocukluğundan itibaren geliştirdiğin yeme keyfinle özdeşleşmiş “Loplop Tası” “Ne yiyorsun bakayım? Bir diş versene?” cümlesi, kaligrafisi mükemmel olduğu kadar okunması Çin alfabesi güçlüğündeki el yazıların, sürdüğün Rebul Lavanta kolonyanın güzel kokusu, Zeynep ve Ömer’in babası Umi, Ayşe’nin 50 yıllık hayat arkadaşı Umur, Lea’nın dedesi Dadaaa olmayacak…

Seni en sevdiğim yerde (Kınalıada), en sevdiğim mevsimde, en ummadığım zamanda kaybettim. Kaybettik… Öleceğini biliyormuşum gibi bir gece önce kimse yokken akşam yemeğinde seninle helalleşircesine yaptığımız o konuşma için de minnettarım… “Senin bu hayattaki en büyük başarın Lea’dır kızım” diyecek kadar yürekli, affedici, sevgi dolu, merhametli, bilge ve insanların yüreğine bugüne dek ürettikleriyle neşe saçmış bir ruhun evladı olarak dünyaya gelmemize izin verdiğin için çok teşekkür ederim. 

Var olduğunu içsel olarak çok iyi bildiğim o yerde, yeni bir oyun kurup kendi tekamülüne hizmet etme telaşesine tekrar düşmezden veya daha yüksek bir şuurdan gelip, ödülünün keyfini bambaşka yerlerde başka ruhlarla sürmeye başlamazdan evvel beni, bizleri de yeni yaşam oyununa katmak üzere bekleyecek kadar alicenap olmanı umut ediyorum. O yüzdende sana inatla ve ümitle “Elveda” demiyorum. Tekrar bir araya gelene kadar hoşça kal baba. Seni çok seviyorum. Dilerim ki bu dediklerimin tamamı orada çok sevdiğim Saim amcam, hiç tanışamadığım ve benim gibi ekinoks doğumlu olduğunu bildiğim Ömer dedem, Zeki ağabey, kedimiz Panti, tazımız Efe ve sokak köpeğimiz Fatoş’un nezdinde de duyulsun ve gülümseyerek “Hadi şu Aptal’ı da bekleyelim bari” deyin…

Kınalıada, 25 Ağustos 2019
Büyük Usta Umur Bugay’ın Anısına…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir