ZEYNEP BUGAY: HOŞÇA KAL (BÖLÜM 2)

Kendisi haricinde kimseden ona bir fayda gelmeyeceğini anlamıştı… Kendi açmazlarını kendisi çözmek zorundaydı. Öncelikle aklındaki şüpheleri gidermesi ve erkek arkadaşının endişe ettiği şekilde hakikaten gayri kanuni işlere bulaşıp bulaşmadığını öğrenmesi gerektiğine kanaat getirdi. Bunu da adama sorarak yapamayacağı ortadaydı. Ne de olsa nafile yere defalarca ona sorgu sual etmiş ve terslenmekten başka hiçbir şey elde edememişti. Daha fazla aptal yerine koyulmak ya da hiçbir yere varmadıkları halde beyhude zıtlaşmak istemiyordu. 

İşin garibi mesleği gereği istediği bilgiye erişebilirdi ancak onun mensup olduğu öğreti bilgi alımının belli kurallara riayet etmesi ve bir ahlaki çerçeveye oturması gerektiğini salık veriyordu. Öyle keyfiyetten bir şey sadece merakını cezbetti diye sorgulayamazdı. Kimsenin alanına izinsiz girme ve aklına takılan konuları irdeleme hakkı yoktu. Bu mahremiyete tecavüzdü ve izinsiz böylesi ihlaller karşılıklılık ilkesi gereği bunu yapanın da alanına başkaları tarafından girilmesini ve bilgi hırsızlığı yapılmasını mümkün kılıyordu… Kısaca çevresinin acımasızca arkasından konuşup: “Madem bilgi frekanslarına erişimi var, o halde neden adamın ne çevirdiğini öğrenemiyor?” diye atıp tuttukları kadar kolay değildi her şey… 

Kendisine, karmalarını giderip, hak ediş seviyelerini artırmak için hür iradeleriyle başvurup, yardım isteyen danışanlarına tamamen meselenin aslına vakıf olmak, ne, onların hayatlarında hangi sebepten ötürü tezahür ediyor anlamak ve ruhlarının o döngüden çıkması için ihtiyaç duydukları doğru kitabı onlara okuyabilmek için her şeyi en ince ayrıntısına kadar bilgi frekanslarına sorardı. Böylesi sorgulamalarda da yanıtları adeta kafasında kendi sesi yankılanırmışçasına duyardı. Duyduğunu sorgulamaz veya aktarırken değiştirmez, gitmesi gereken yol haritası olarak görürdü. Sarsılmaz inancı sebebiyle de Yaradan onu çok nadiren yanıltırdı… Öylesi durumlarda da moralini bozmaz, tevekkel ederdi… Ne de olsa o sadece hizmet eden sıradan bir bireydi ve yanılgıya düşmesi insan beşerinin şaşabilme halinden ötürü gayet normaldi…

O güne kadar kendisine başkalarına yaptığı teferruatta seanslardan asla vermemişti. Bir sonraki gün başkalarına temiz enerji akışıyla çalışabilmek için kendi alanını düzenli olarak temizlemek onun için seanstan sayılmazdı. O yaptığı pis kokmamak ve temiz kalmak için her gün yıkanmakla neredeyse aynı şeydi… Bu sefer ise kendisine gerçekten seans yapacaktı…

Evde yapayalnızdı. Masaya sükunetle oturdu ve bir süre boyunca kokusu eşsiz olan siyah amber aromalı mumu içine çekerek, yanışını seyretti. Bir yandan da o sessizlikte neye niyet etmesi gerektiğini düşünüyordu. Net ve doğru bir niyeti olmaksızın hangi öğretiyle çalışırsa çalışsın ona bir fayda gelmeyeceğini bilecek kadar evrensel kanunlara aşinaydı. O yüzden ne amaçla çalışacağını netleştirmesi gerekiyordu. Belki diliyle kelimelere doğru düzgün dökemese de kalbi ona yardımcı oldu. Gönülden arzu ettiği tek şey “Gerçeği öğrenmek”ti. Aynı çatı altına girdiği, aile kurmak istediği adamın, kendisinden şayet bir şey saklıyorsa, ne sakladığını en ince ayrıntısına kadar öğrenmek ve bir arada kalmaya devam etmelerinin her ikisinin de en yüksek hayırlarına olup olmayacağına karar verebilecek şekilde aydınlanmak onun niyetiydi. Basit bir merakı değil geleceklerini etkileyecek çok önemli bir unsuru bir anlamda bahtlarını 

O bulutlu günün akşamüstünde, elektrikleri yakmaksızın çalışma odasındaki masada karanlıktan tedirgin olmaksızın oturdu ve niyetini kalbinden defalarca geçirdi. Bir süre sonra tamamen konsantre olmuştu. Çalışıyor olduğu frekansın sesini kafasında işitti. “Gerçeği öğrenmeye hazır mısın?” diye soruyordu. Hiç tereddüt etmeksizin “Evet” deyiverdi içsel olarak kız. “Her ne pahasına olursa olsun, gerçekten gerçeği öğrenmek istiyor musun?” diye ikinci defa ihtiyatla sordu aynı yabancı ses. Tehditkâr bir tonu yoktu. Adeta sadece emin olmak istiyordu… Kafasındaki sorunun neden farklı bir şekilde, ikinci bir defa daha kendisine yöneltildiğini düşünmedi kız… Bunu bir tür pekiştirme gibi de algılamadı. Öğrenmek istediği şeyin muhtemelen göğüslenmek adına cesaret göstermeyi gerektireceğini o sebeple de gerçekle yüzleşmek uğruna neleri göze alabileceğinin samimiyetle ve ihtiyatla sorgulandığını anlamıştı. Gerçekle yaşamanın yalana tamah etmekten daha iyi olduğuna inandığı için “Evet, öğrenmek istiyorum” diye yanıtladı ikinci defa kafasının içinden. Bir süre sonra o ses yine konuştu: “O halde bekle, çok yakında gözlerinle görecek, kulaklarınla duyacaksın” Kız artık geri dönüşün olmadığını, seansın sonunda vazgeçtiğini beyan edecek olsa bile kesinlikle gerçekle yüzleşmek zorunda kalacağını biliyordu…

(Devam Edecek)

"21 Haziran 1979 Ekinoks doğumlu olan Zeynep Bugay, Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi mezunudur. Yapım firmalarında, PR ve Reklam şirketlerinde metin yazarlığı yapmıştır. Aynı zamanda Kozmoenerji Progressor'u ve Karma Astroloji öğrencisidir. Her türden ilişkiyi ve dolayısıyla hayatın kendisini yazı yoluyla irdeleyerek kendisine ve mensubu olduğu kolektife farkındalık sağlamak suretiyle hizmet etmek istemektedir"

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir