Dişil Enerji

Dişil enerji, kavramı yirmi yıl öncesine kadar, pek dile getirilmedi ya da en azından açık bir şekilde tartışılmadı. Günümüzde ise birçok makale dişil enerjiyi oldukça edilgen ve seksist şekilde tanımlıyor.

Dişil ve eril enerjileri açıklamak için, manyetizma ya da “kutupluluk” benzeri tanımlamalara da başvurulabiliyor. Bu genelde diğer insanları çeken bazı niteliklerin olduğu varsayımına dayanıyor. Bunlar doğu felsefesinde yin-yang olarak, batıda ise “eril ve dişil enerjiler” olarak biliniyor.

Ama bu tip keskin ve tümel çekimler yalnızca varsayımlardan ibarettir ve günümüzde cinsiyetler arasındaki akışkan nitelikleri hesaba kattığımızda, polarite teorisinin gerçek olduğunu söylemek oldukça zorlaşır. Bununla birlikte, kutupsallık teorisini, sadece insan doğası ile alakalı, cinsiyet açısından tarafsız bir fenomen olarak düşünmek daha mantıklı gözüküyor.

Yani, erkeksi bir varlığı kendinize çekmek istiyorsanız, kadınsı bir varlık ortaya koymalısınız (ya da tam tersi). Böylece etkilemek istediğiniz enerjiyi tamamlayıcı niteliklere sahip olursunuz. Bu zaman zaman bir rekabet ruhunu doğrudan ortaya koymamaktan da geçebilir. Yani “basmakalıp bir eril enerji” güçlü ve kendine güvenen kadınlarla arkadaşlık kuramayabiliyor ve benzeri klişeler hala güncelliğini koruyabiliyor. Bu klasik toplumsal cinsiyet tanımlamalarına göre, eril enerji güçlü kadınsı enerjilerle karşılaştığında kendini tehdit altında hissediyor ve o kadına olan ilgisini kaybedebiliyor; çünkü kendi kişiliğini tamamlayıcı olması gereken, görmek istediği dişil sinyalleri alamıyor.

Kadınlık veya erkekliğin gerçek özü tartışması artık gerçek bir muamma haline geldi. Fakat çoğu erkek kendi kişiliğini tamamlayacak birini arıyor. Eril, başarılı bir adam, potansiyelini ortaya çıkarabilen kadınsı bir enerjiye çekim hissedebiliyor: Yani işinde daha iyi olmasına yardımcı olan, onu cesaretlendiren ve destekleyen bir kadın. Doğası gereği, çok erkeksi enerjiler, dişil enerjilere yönelme eğilimi gösterebilir, yani temel bir ihtiyacı karşılamayı hedefleyebilirler. Çünkü dişil enerjinin onu dengeleyeceğine inanırlar. Fakat bu, dişil enerji açısından çoğu zaman boyun eğmek anlamına da gelebiliyor.

Ama bu yönelimler, eril ya da dişil enerjilerin motivasyonu olmak zorunda değil. Böyle etken ve edilgen (maskülen, femme fatele vb.) rolleri benimsemek artık bir zorunluluk olmaktan çıktı. Dişil enerjinin tüm motivasyonun eril enerjileri manipülatif şekilde mutlu etmek olduğu eski günler geride kalsa da, artık bu tip kalıpların dayatılmamasının kendisi bir dayatmaya dönüşüyor. Buna karşın eril içgüdü hala dişil enerjiyi koruyup kollayabildiğine dair rüyalar görmeyi sürdürüyor. Dişil enerjinin ortaya koyduğu özel ve çok ince sinyaller, ilk etapta bir erkeği çekiyor. Fakat bu etken ve edilgen cinsiyet rollerinin ne denli büyük bir bela olduğunu da unutmamak gerekiyor. Bu korunma kollanma fikri, zaman zaman dişil enerjiyi namlunun ucuna getirebiliyor. O yüzden siz siz olun böyle şeylere gereksiz anlamlar yüklemekten ve bütün hayatınızı bu tanımlamalara göre şekillendirmekten kaçının. Bu dişil ve eril enerjilerin olmadığı ya da işe yaramadığı anlamına gelmez elbette. Fakat bunlar homojen ve anlamsız kavramlardır ve doğrudan pratiğe döküldüğünde ortaya anlamsız bir çiftleşme gösterinden fazlası çıkmayacaktır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir