Ezgi Çelik: Örnek aldığım kişiler değil, fikirler var

Başarılı ve güzel oyuncu Ezgi Çelik eniyikadin.com’da bizimle buluştu. Ekibimizden Gamze Tamer’e konuşan Çelik, kendisi hakkında merak edilenleri yanıtladı. Kendisini sonradan izlediğinde, “Ben her zaman çok zorlanıyorum. Hiç ‘oh be şurada da ne güzel gözüküyorum, ay bu sahnede de iyi oynamışım yahu’, dediğim olmadı” diyor.

İşte sohbetin satır başları;

Gamze Tamer:  “Düş Gezginleri” desem… Sizi nerelere götürmüş olurum? Bu sinema filmindeki iyi ve kötü tecrübelerinizi bizimle paylaşır mısınız?

Ezgi Çelik: Yaşım yüzünden benim tecrübelerim iyi ve kötü diye pek ayrılamıyor aslında. Belki annem için geçerli olabilir ama bu durum. Şaka bir yana ben bütün süreci bir rüya gibi hatırlıyorum. Atıf Yılmaz’ın kucağında oturuyorum, yanımda Lale Mansur, karşımda Meral Oğuz, çaprazımda Yaman Okay… Tek söyleyebileceğim, aynısından bu yaşımda da yaşamak isterdim. Tadından yenmez bir masa. Konusu ve yönetmeni itibariyle Türkiye için çok önemli bir film Düş Gezginleri. Bunun parçası olmak, şahane bir hediye.

Oyunlar hazırlanırken birilerinden destek alıyor musunuz?

Özellikle tiyatro da rejisörünüz en büyük destekçi ve yol göstericiniz. O yüzden benim için sahnede kiminle çalıştığım oldukça önemli. Günümüz modern metinler de çalışma fırsatımız olduğu için, yazarlarla da tanışma ve konuşma şansımız oluyor. Bir de tabi kendi korkularınız en büyük destek bence. Her neden korkuyorsanız o an çalışırken, bil ki onun üzerine gitmeniz gerekli. Çok zor bence ama yolu görüyorsunuz en azından.

Set… Heyecanlı, bol koşuşturmalı bir ortam. Bu heyecanınızı nasıl yönetiyorsunuz? Yoğun koşuşturma temposuna nasıl dayanıyorsunuz?

Heyecan kısmı zamanla yatışıyor diyelim. Sette özellikle heyecana fırsat pek kalmıyor çalışmaktan. Benim için nasıl bir işin içinde olduğum, kiminle çalıştığım çok önemli. Çünkü heyecanımı paylaşmak için de, koşturmaca içerisin de bir şeyler paylaşmak, yardım almak ya da yardım etmek için de sadece ekip arkadaşların var. Bu dizide de, sinemada da, tiyatroda da böyle. Bu parçalardan herhangi biri uyumsuz olunca o tempolara katlanmak ta bir o kadar zor oluyor.

TV karşısına geçip kendinizi izlediğiniz anlar oldu mu? Bu anlar da neler hissettiniz?

Ben her zaman çok zorlanıyorum. Hiç ‘oh be şurada da ne güzel gözüküyorum, ay bu sahnede de iyi oynamışım yahu’, dediğim olmadı. İlk anda en azından. Belki üzerinden biraz zaman geçince rahatlıyorum ama o izleme anı bana her zaman çile. Buna rağmen izliyor muyum? İzliyorum. Ama dizinin her bölümünü izlemiyorum ya da sinema filmi olunca mutlaka ilk izlemeyi ya ekiple ya da tek yapmaya çalışıyorum. İlk izlemenin benim için, o büyük gala salonlarında, seyirci ile olması biraz zor.

Yıllar süren oyunculuk deneyiminizde en çok zorlandığınız anı bize anlatır mısınız?

Özel bir an yok. Genel olarak hazırlık süreci, doğum yapmak gibi… Çocuk doğana kadar o heyecan, stres zorluyor tabi. Ama keyifli bir süreç aynı zamanda da.

Hayatınızdaki en büyük iyi kinizi adlandırmanızı istesem?

Erkek arkadaşım sayesinde ilk defa bir köpekle beraber yaşadım. Şimdi aramızdan ayrıldı ama en büyük iyikim seninle tanışmak Opal’cim.

Şu sıralar yakından takip ettiğiniz dizi/film var mı?

Game Of Thrones bittiği için her gün bir doz ağlayabilirim. Arkasından muhteşem insan Phoebe Waller Bridge yazdığı ve oynadığı Fleabag dizisinin bitimi de bir doz gözyaşı hak eder. Bu yas sürecinden çıkabilmek için The Wire izliyorum.

Kendinize örnek alabileceğinizi düşündüğünüz bir oyuncu/sanatçı var mı?

Örnek aldığım kişiler değil de, bazen fikirler oluyor. Ya da kıskandığım. O fikir, o ilham bana gelseydi ah dediğim oluyor.

İdeal, mutlu ilişki tanımınızı bize anlatır mısınız?

Benim yok. Böyle konular da tanımı olanları dinlemeyi de pek sevmem.

1992 yılında ilk sinema filminizde oynadınız. Bugün yıl 2019! Gözlerinizi kapatıp, kendinizle kısa bir yolculuğa çıksanız…  Zihninizde bu zaman yolculuğu size ne söylerdi? Ne hissederdiniz?

Aferin Ezo’cuğum. Yola devam. Sana güveniyorum.

Ödüller, diziler-filmler, oyunlar… bunların hiç biri olmasaydı ama hayatımda keşke “şu” olsaydı dediğiniz bir “keşke”niz var mı?

O gün öyle hissediyormuşsun öyle söylemişsin ya da yapmışsın, geçmiş. Ermedim tabi ki… Hep bu şekilde de yaşamıyorum. Ama her keşke diyecek gibi olduğumda bunu hatırlatmaya çalışıyorum kendime. Zor işler bence ama keşke demeyi sevmiyorum.

Oynamaktan en çok keyif aldığınız rolünüz nedir?

Şanslı oyunculardanım ben çünkü hep değişik, çetrefilli, hazırlığı bol roller oynadım. Dizide de, sinemada da, tiyatroda da. O yüzden birçoğundan çok keyif aldım. Şu anda da çok mutlu olduğum işlerin içindeyim. Son Çıkış filmi, Safiye Ayla filmi, Dada Salon Kabarett’teki müzikal Harem Kabare, kendi yazdığım ve oynadığım tek kişilik Hoşdeng… Bayılıyorum hepsine.

Genelde herkese başarı hikâyeleri soruluyor. Fakat ben başarısızlığınızı paylaşmanızı rica edeceğim. Başarısızlık hikâyeniz var mı? Ya da “rezil oldum yahu, hatta eve gittiğimde hüngür hüngür ağlamış, her şeyi bırakmayı düşünmüştüm” dediğiniz bir anınız oldu mu?

Bana başarı başarısızlık hakkında bir şeyler anlatanlara bahsettiğim bir hikayem var. Bir dönem, Mimar Sinan konservatuvardan yeni mezun olduğum zamanlar, o kadar çok reddedildim ki. Dizi audition’ına giriyorum seçilmiyorum, film görüşmesine gidiyorum, kibarca teşekkür edip yolluyorlar. Ama bir değil iki değil. Bir gün dedim ki, bu kadar farklı, birbirine benzemez yönetmen, yapımcı, kanal yöneticisi, hepsi de tek bir nokta da birleşiyorlar; beni seçmemekte. Dedim ki buraya kadar. Şimdi ortaya çıktı ki, Ezgi’cim sen o kadar da yetenekli, özellikli değilsin.’ Şimdi gülerek anlatıyorum ama acılı bir süreçti tabi ki. Ama oradan şunu öğrenerek çıktım, kime göre, neye göre başarı? Kime göre, neye göre başarısızlık? Kısacası yola devam ettim.

Tanınır olmanın size kattıkları veya götürdüklerinin yanında, tanınır olmanızın insanların algıları üzerine de empati kurduğunuzu düşünüyorum. Şayet böyleyse, bize hem Ezgi Çelik gibi bir marka olup hem de “herkes gibi olabilme” tevazuunu nasıl dengede tutabildiğinizi açıklar mısınız?

Çünkü kimse herkes gibi değil. Herkes kendine özel. Ayrıca bir gün buna kafa yorup uzun uzun açıkladığımı görürseniz beni uyarın lütfen. Asıl o zaman,  demek ki ben de tevazudan eser kalmamış.

Bir film yapacaksınız. Yerli ya da yabancı istediğiniz isimleri seçebilirsiniz. Türü ne olurdu? Yönetmeni kim olurdu? Hangi oyuncu ile birlikte rol olmak isterdiniz? Ve sonu iyi mi kötü mü yoksa hayat gibi dramatik mi biterdi?

Uf, çok zor soru. Hep değişiyor çünkü bunun cevabı. Ama şu sıralar, Tilda (Swinton), Willem (Dafoe), Edward (Norton) ve ben Wes Anderson nın malikanesine kapanıp yeni filmine çalışmaya başlıyor olabiliriz. A a Wes bize sürpriz yapmış, Danny DeVito da aramızda! Türüne gerek kalmadı sanırım artık bu isimlerle.

Mevcut modern topluma ulaştığımızı düşünsek de aslında hala cinsiyet eşitliğini sağlayabilmiş değiliz. Pek çok kadın farklı iş alanlarında çeşitli ayrımlar ve zorluklar ile karşılaşıyor. Sinema dünyasında belki de bunların aşıldığını düşünüyorduk ama Hollywood’da son yıllarda çıkan skandallardan haberdarsınızdır. Siz iş hayatınızda bu tür bir şeyle karşılaştınız mı? Bu tür ayrımlar ve daha fazlası bu sektörde ne kadar var?

Biz, bir elin parmaklarını geçemeyecek kadar az kadın hikayesi yazılan bir ülkedeyiz. ‘Kadın yazmayı beceremiyorum o yüzden de yazmıyorum’ cümlesini kadınlara bir saygı duruşu gibi ifade eden yönetmenlerin ülkesi. Kadın yazarların bile çoğunlukla erkek egemen dizilere elini kolunu kaptırdığı bir yer burası. Daha Hollywood frekanslarına bağlanamadı burası kısacası. Skandallardan kastınız taciz konularıysa, bizde sektörel olarak çok ayrılmıyor öyle şeyler. Bu konuda ülke zaten şu an yanıyor.

Çok zevk alarak izlediğiniz film ya da okuduğunuz kitap neydi?

En son çok zevk aldığım film; Robert Pattinson ve Juliette Binoche un oynadığı High Life filmi. Kitapta ‘Benli Belkıs’. Çok enteresan bir hayat hikayesi. Ah keşke biri yazsa da oynasam.

İlk defa girdiğiniz bir ortamda muhabbete hızlı giren taraf mısınız yoksa biraz sessiz kalıp insanları inceleyen taraf mı?

Hiç muhabbete hızlı giren olmadım.

Hata olmasına rağmen tekrar yapardım dediğiniz bir şey var mı?

Ergenlikte yaptığım her şey. Hata da değillerdi ya, neyse!

Türkiye dışında yaşayacak olsaydınız nerede yaşamak isterdiniz?

Kafam bu konu da o kadar karışık ki. Bir de beğendiğim her yere ah burada yaşasam ben, dediğim için ve bir sürü yeri de beğendiğim için…

Son olarak sizi izleyen, seven, aileden biri olarak gören kişilere neler söylemek istersiniz?  

İzleyici olmazsa yaptığım şeyler mutluluk yerine sıkıntı vermeye başlıyor. Kendilerinin değerini bilmeleri dileğiyle.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir